|
.jpg)
Bütün
yollar Roma'ya çıkar derler. Bütün "kutsal
kitaplar" sonuçta aynı şeyi söyler,
değil mi? Hepsi Allah tarafından indirilmedi
mi? Hepsi Yaradan Tanrı'ya inanmayı ve insanların
haklarını yememeyi öğretmiyor mu? Gerçekten
de, Kitabı Mukaddes (Kutsal Kitap) ile Kuran
arasında önemli bir fark yoksa, Kitabı Mukaddes
Allah Sözü müdür değil midir diye tartışmanın
hiçbir anlamı yoktur. İkisi aracılığıyla
bize aynı gerçekler esinleniyorsa o zaman
onların arasından bir seçim yapmak da söz
konusu olmaz. "Biz Allah'ın indirdiği
bütün kitaplara inanıyoruz" deyip geçebiliriz.
Fakat
kitaplar arasındaki durum gerçekten böyle
mi acaba? Kuran'la Kutsal Kitap aynı şeyi
mi yazıyor? Aralarındaki farklılıklar sadece
yüzeysel mi? Yalnız ibadet şekilleri mi
değişik? Yoksa daha derin zıtlıklar var
mı? Ya birbirinden çok büyük ve önemli farklılıkları
varsa? Veya her iki kitabın esas kavramları
ve temelleri diğerininkiyle tamamen çelişki
içindeyse? O zaman gerçeği arayan kişiler
olarak daha derin bir sorunumuz vardır değil
mi? İşin sonunda bir karar vermek zorundayız.
Çünkü birbirlerine zıt olan iki kavramın,
ikisinin de doğru olamayacağı kesindir.
Gerçekten
de durum böyledir. Değişik kesimler tarafından
Allah Sözü olarak kabul edilen bu iki "kutsal"
kitap, birçok ortak noktaları olmakla birlikte,
bize çok çok farklı kavramlar vermektedirler.
Onları bağdaştırmak mümkün değildir. Yani
bu iki mesaj özde farklıdır. Önümüzde iki
ayrı yol, hatta iki ayrı Tanrı kavramı vardır.
Buna ne diyelim?
İkisi birden doğru olamaz!
İncil'i
okuyacak olursak onda Tevrat'tan çok alıntı
göreceğiz. Çünkü İncil, Tevrat'ın devamı
ve tamamlayacısıdır. Daha önce verilmiş
vahiy olan Tevrat'a başvurarak, daha sonra
verilmiş olan İncil'in aynı kaynaktan olup
olmadığını ölçebiliriz. Böyle bir karşılaştırma
yaptığımız zaman İncil'in Tevrat ve Zebur'a
tamamen uyduğunu görüyoruz. Tanrı'nın Sözü
olarak bu kitaplar mükemmel ve ilahi bir
vahiy bütünü oluşturuyor.
Halbuki
aynı şekilde Kuran'ı Tevrat ve İncil ile
karşılaştırdığınız zaman onun aynı kaynaktan
olmadığını görmemek çok zordur. Kuran kendisinden
önceki kaynaklardan büyük farklılık gösterir.
Buna göre ikisinin de doğru olması kuşkuludur
doğrusu.
Bunu
bir örnekle açıklayalım. Eski Mısır'da kocaman
yontma taşlardan yapılan bir piramidi düşünün.
Baş mimar çizdiği planlarda her taşın şeklini
ve konacağı yeri gösteriyor. Taş ocağında
ustalar her bir taşı baş mimarın planına
göre büyük dikkatle kesiyorlar. Sayısız
işçiler de böylece hazırlanan taşları inşaat
sahasına yavaş yavaş getirip yerine koyuyorlar.
Her bir taş aynı plana göre kesildiği için
daha önce yerleştirilen taşlara mükemmel
bir şekilde uymaktadır. Öyle ki, piramidlerde
olduğu gibi kocaman taş kütlelerinin aralıklarına
ince bir kağıt bile giremiyor. Şimdi diyelim
ki yapı tamamlandıktan sonra piramidin ucuna
başka bir baş taşı getiriliyor. Ne olacak?
Onu diğer taşlara uydurmak için harcanan
bütün çabalar boşa gidecek. Çünkü o taş
mimarın planında yer almıyordu ki! Yoksa
mimarın planı yanlış mı diyeceğiz? Taş uymadığı
halde yapının üstüne konursa bütün yapıyı
bozmaz mı? Hele o taşın, piramidi tamamlayan
en önemli taş olduğu iddia ediliyorsa...
.jpg)
Tabii ki bu basit bir örnektir. Yine de
buna benzer bir şekilde Tanrı'nın Sözü'nü,
peş peşe gelen vahiylerden oluşan "bir
piramit" olarak düşünebiliriz. Tanrı'nın
kendisi mimarıdır. Uzun yüzyıllar boyunca
O'nun mükemmel planına göre Kutsal Yazılar
sırayla peygamberler aracılığıyla gelmiştir.
Bu "vahiy piramidinin" bütün taşları
(yazıları) mükemmel bir şekilde tek bir
plana göre birbirlerini tam bir uyum içinde
bütünlemektedir. Önceden gelen kutsal yazılara
uymayan bir yazının aynı "Mimar"dan
gelmediği ortadadır. İşte Kutsal Kitap'ın
bütün "taşları" birbirlerine uymaktadır.
Hatta, İncil'in son kısmı olan "Esinleme"
bölümü vahiy piramidinin doruğudur. Ama
Kuran, bütün çabalara rağmen bu yapıya uymamaktadır.
Yukarıda söz ettiğimiz Kuran'la Kutsal Kitap
arasındaki esaslı farklılıklar bu uyumsuzluğu
göstermektedir. Öylese bu taş mimarın planına
uymadığına göre de yapıda yer alamaz.
İki farklı "Vahiy" Kavramı
Yukarıda
verdiğimiz örnekte Kutsal Kitap ile Kuran
arasında çok esaslı bir fark ortaya çıkmaktadır.
Kutsal Kitap'taki vahiy kavramı Kuran'dakinden
çok farklıdır. Kutsal Kitap'a göre Tanrı'nın
Sözü olan kitaplar İbrahim'in soyu olan
Yahudilere emanet edildi (Bkz. Romalılar
3:2). Bu vahiy (yani Tanrı tarafından bildirilen
gerçek) kat kat gelişir. Şöyle ki ilk yazılarla
temel konur. Ondan sonra gelen kitaplarla
bu yapı kat kat yükseliyor, önceden açıklanan
gerçekler daha derinlik kazanıyor. Yani
sonradan gelen bölümler önceki bölümleri
geçersiz kılmadığı gibi yerini de almıyor.
Tersine yan yana durup bir bütün olarak
Tanrı'nın planını açıklıyor. Hatta bunlardan
bir tanesi bile eksik olsa planın bütünlüğünü
kavramamız mümkün değildir.
Halbuki
Kuran'dan kaynaklanan vahiy kavramı çok
farklıdır: Bütün milletlere ayrı ayrı peygamberler
gönderilmiştir (Bkz. Fâtır/35:23-24). Bu
nedenle gelen kitaplar aynı genel mesajı
tekrarlıyor. Öyle ki, son kitabı bildikten
sonra hepsini öğrenmiş oluruz. Bu mantığa
dayanarak İslam alimleri, Kuran'ın önceki
kitapların hükmünü ortadan kaldırıp onları
geçersiz kıldığını ileri sürerler.
Fakat
böyle bir kuram, insanı başka çıkmazlara
sokmaz mı? Örneğin:
Yahudilere
neden bu kadar çok sayıda peygamber
ve kitap gönderilmiştir?
Zebur
ve İncil neden Tevrat'ın hükmünün ortadan
kalkmadığını söylüyor?
Neden
Yahudilere gelen peygamberler dışında
diğer kavimlere gelen semavi kitapların
izi kalmadı? Yoksa çoktanrılı Hindu
dininin kutsal kitapları olan "Veda"
ile "Bhagavad Gita" da mı
Allah'tan geldi?
Sonradan
gelip Allah'ın Sözü olduğu iddiasında
bulunan kitaplara ne diyelim? Örneğin
Bahaî veya Mormon kitapları...
Araplara
gelen son bir peygamber kavramı doğruysa
sonradan ortaya çıkan kavimlere peygamber
gelmeyince bunlar haksızlığa uğramıyor
mu? Yoksa herkes Arapça mı öğrenecek
(Bkz. Yûsuf/12:2)?
Eğer
Kuran'ın önceki kitapları korumak ve doğrulamak
için verildiği söylenmeseydi bir sorun kalmazdı.
Onu yeni bir din kitabı kabul eder veya
kabul etmezdik. Ama Kuran'da şunları okuyoruz:
"Doğrusu
Biz yol gösterici ve nurlandırıcı olarak
Tevrat'ı indirdik... (Maîde/5:44)
"Tevrat'tan sonra Zebur... Dâvûd'a
da Zebur'u verdik..."
(Enbiyâ/21:105; Nisâ/4:163)
"Meryem
oğlu Îsâ'yı, ondan önce gelmiş bulunan Tevrat'ı
doğrulayarak gönderdik. Ona, yol gösterici,
aydınlatıcı olan ve önünde bulunan Tevrat'ı
doğrulayan İncîl'i sakınanlara öğüt ve yol
gösterici olarak verdik." (Maîde/5:46)
"Kur'ân'ı
önce gelen Kitâb'ı tasdik ederek ve ona
şâhid olarak gerçekle sana indirdik."
(Maîde; 5:48)
Böylece
Kuran, önce gelen Kitab'ın doğrulayıcısı
olarak tanıtıldığı için, biz onu önceki
kitaplarla karşılaştırarak hükmetmek zorundayız.
Hatta Kuran'da bile bu konuyla ilgili olarak
şöyle yazıldı: "İncil sahipleri,
O'nda indirdikleri ile hükmetsinler.
Allah'ın indirdiği ile hükmetmeyenler, işte
onlar fâsık olanlardır" (Mâide; 5:47).
Bu Sorunun Önemi
Bu
bölümde karşılaştırmamızın sonucu olan bu
ciddi farklılıkları düzenli bir şekilde
ortaya koymaya çalışacağız. Bunu yapmadan
bu araştırmanın hayati önemini göremeyiz.
Tevrat'ta iki kere tekrarlanan şöyle bir
ayet vardır:
"Yol
var ki, adamın önünde doğru görünür;
Fakat
onun sonu ölüm yollarıdır."
(Süleyman'ın Meselleri 14:12; 16:25)
Lütfen,
Tanrı'nın önündeki sonsuz durumumuzu belirleyecek
kadar ciddi konular hakkındaki bilgimiz
kulaktan dolma olmasın. Bizlerin ahretteki
sonsuz utancı veya sonsuz mutluluğu söz
konusudur. Asıl kaynakları biraz da olsa
incelemeyelim mi? En azından onları bir
kere bile okumadan peşin hüküm getirmeyelim!
Ucuz bir çözüm
Ne
yazık ki Kitabı Mukaddes'i biraz bilip onun
Kuran'la çeliştiğini gören bazı Müslümanlar
bu kaçınılmaz zıtlığa ucuz bir çözüm getirerek;
"Tevrat, Zebur ve İncil hak kitaplardır.
Fakat hahamlarla papazlar bu kitapları tahrif
ettiler. Bugünkü Kitabı Mukaddes Allah'ın
Sözü değildir. Bunun için de, Kitabı Mukaddes'in
Kuran'la birbirini tutmaması doğaldır. Asıl
Tevrat, Zebur ve İncil hakkında bilmemiz
gereken her şey Kuran'da bulunur" diyorlar.
Ama
önsözde belirttiğimiz ve bundan sonraki
bölümlerde göstereceğimiz gibi Kitabı Mukaddes
(Kutsal Kitap) Allah'ın Sözü'dür. Onun değiştirildiği
iddiası uydurmadır. Çok yaygın olduğu halde
sadece bir yalan ve iftiradır. Kutsal Kitap'ın
değiştirildiğine dair hiçbir tarihsel kanıt
yoktur. Üstelik Kuran'da bile Tevrat veya
İncil'in değiştirilmiş olduğunu ileri süren
hiçbir ayet de yoktur! Tersine "Allah'ın
sözlerini değiştirebilecek yoktur!"
(En âm/6:34) ve "Allah'ın sözlerinde
hiçbir değişme yoktur!" (Yûnus/10:64)
diye ayetler vardır.
Gücü
her şeye yeten ulu Tanrı, kendi kutsal Sözünün
diğiştirilmesine izin vermez. Tersine, onu
korur ve yerine getirir. "Allah, sözünden
asla caymayacaktır" (Hacc/22:47). Elimizdeki
Tevrat'la İncil sağlam ve güvenilirdir.
Onları incelemekle bunu açıkça görebiliriz.
Buyurun,
bu karşılaştırma işine başlayalım:
Kutsal Kitap'la Kuran arasındaki esas farklılıklar
Bu
farklılıklar öyle çok ki, incelememize nereden
başlamalı? Genel olarak konuları on başlık
altına toplayabiliriz:
1.
Tanrı Kavramı
2.
İsa'nın Kimliği
3.
İnsan Kavramı
4.
Günah ve Kurtuluş Kavramları
5.
Şeytan Kavramı
6.
İbadet Kavramı
7.
Dünyanın Sonu ile Cennet/Cehennem Kavramları
8.
Tanrı'nın Egemenliği (Düzeni)
9.
Kadının Konumu
10.
Tarihsel Çelişkiler
Göreceğimiz
gibi hem Kutsal Kitap'ta hem de Kuran'da
değinilen bu önemli ve geniş konular hakkındaki
öğretiler her iki kitapta çok farklıdır.
Bu konuların hepsini sırayla ele alacağız.
1
- Tanrı Kavramı
İlk
önce belirtmeliyiz ki birçok konuda Kuran'daki
Allah, Kutsal Kitap'ın bize tanıttığı Tanrı'dan
pek farklı değildir. Şüphesiz Allah kavramında
kitaplar arasında önemli ortak noktalar
vardır. Bu gerçeği inkâr etmek istemeyiz.
Dahası bizce bu ortak noktalar Mesih İnanlıları
ile Müslümanların birbiriyle anlaşabileceği
bir diyalog zemini oluşturmalıdır.
Örneğin
Kuran'a göre Allah her şeyden önce tektir.
"Eşhedü en lâ ilâhe ill'Allah"
ifadesi, "Allah'tan başka tapacak yoktur"
anlamına gelen kelimei şahadetin ilk bölümü,
İslamiyet'in bu temel inancını dile getirmektedir.
Allah'ın
tekliğini vurgulayan İhlas sûresi şöyle
yazar:
"Ey
Muhammed!
De
ki O Allah birtektir.
Allah
her şeyden müstağnî (doygun, bağımsız, mağrur)
ve
her şey O'na muhtaçtır.
O
doğurmamış ve doğmamıştır.
Hiçbir
şey O'na denk değildir." (İhlas sûresi/112)
Yine
Kuran'ın başka bir yerinde buna benzer sözler
yer almaktadır:
"Allah,
O'ndan başka tanrı olmayan, kendisini uyuklama
ve uyku tutmayan, diri, her an yarattıklarını
gözetip durandır. Göklerde olan ve yerde
olan ancak O'nundur. O'nun izni olmadan
katında şefaat edecek kimdir? Onların işlediklerini
ve işleyeceklerini bilir, dilediğinden başka
ilminden hiçbir şeyi kavrayamazlar. Hükümranlığı,
gökleri ve yeri kaplamıştır, onların gözetilmesi
O'na ağır gelmez. O yücedir, büyüktür."
(Bakara/2:255)
Burada
önemli bir tartışmamız yoktur. Yaradan Tanrı,
tektir, kendiliğinden var olandır, eşsizdir
ve benzetilmezdir. Kuran'ın yazılışından
bin yıl önce Kutsal Kitap'ta Allah hakkında
aynı görkemli gerçek şöyle yazıldı:
"Rab
Benim, ve başkası yoktur; Benden başka Allah
yoktur"
"Rabbın
Ruhuna ölçü koyan, ve öğütçüsü olup ona
öğreten kimdir?... O'nun önünde bütün milletler
bir hiç gibidir; O'nun için hiçten az ve
boş şey sayılır. Öyle ise, Allahı kime benzetiyorsunuz?
Ve hangi benzeri onunla denk tutuyorsunuz?"
"Beni
kime benzeteceksiniz ki, ben ona musavi
olayım?" Kuddûs diyor. "Gözlerinizi
yukarı kaldırın, ve görün, bunları (yıldızları)
kim yarattı; O ki, bunların ordusunu sayı
ile çıkarır; onların hepsini adları ile
çağırır; kudretinin büyüklüğünden ötürü
onlardan hiçbiri eksilmez. Ebedî Allah,
Rab, dünyanın uçlarını yaratan, zayıflamaz
ve yorulmaz; onun anlayışının derinliğine
erilmez." (Yeşaya 45:5; 40:14, 17-18,
25-28)
Görüyoruz
ki Allah'ın tekliği, gücü, yaratıcılığı
v.b. konularında Kuran ile Kutsal Kitap
arasında büyük bir fark yoktur. Ancak bu
gerçekler Tanrı'ya imanın sadece bir temeli
olup insanı Tanrı katında aklamaz. "Sen,
Tanrı'nın bir olduğuna inanıyorsun, iyi
ediyorsun! Cinler bile inanıyor ve titriyorlar"
(Yakup 2:19).
Daha
esaslı bir soruya gelmemiz gerekir: Bu tek
Allah nasıl bir Tanrıdır? O'nun sıfatları
nedir? İslamiyet'te Allah'ın sıfatları genellikle
iki gruba ayrılır:
Allah'ın ne olduğunu (Sübûti) dile getiren
sıfatlar şunlardır:
·
Hayat - Allah, "Diri"dir
·
İlim - Allah, "Bilen"dir
·
Semi - Allah, "İşitici"dir
·
Basar - Allah, "Gören"dir
·
İrade - Allah, "Dileyen"dir
·
Kudret - Allah, "Güçlü"dür
·
Kelâm - Allah, "Konuşan"dır
Allah'ın ne olmadığını (Selbi) dile getiren
sıfatlar şunlardır:
·
Kıdem - Allah, "Öncesi olmayan"dır
·
Bekâ - Allah, "Sonrası olmayan"dır
·
Kıyam Bi Nefsihi - Allah, "Yeri-yurdu
ve dayanağı olmayan"dır
·
Vahdâniyyet - Allah, "Hiçbir şeyi başkasıyla
paylaşmayan, ortağı olmayan"dır
·
Muhalefetun Lil Havâdis - Allah, "Kendisinin
dışındakilere hiçbir biçimde benzemeyen"dir
Tanrı'nın
ne olduğunu
dile getiren sıfatlara dikkatle bakacak
olursak, açıkçası bunlar, en üstün manada
kullanılsa bile, sadece çok büyük bir varlığı
tanımlamaktadır. Aralarında çok güçlü ve
akıllı her hangi bir varlığa atfedilemeyen
bir sıfat var mı? Ama bu sıfatların ahlaki
bir yönü yoktur. Gücü sınırsız olan bir
varlıkla karşı karşıya olduğumuz kesindir.
Ama bu varlık kesinlikle şu veya bu şekilde
davranacak diyemezsin. İsterse yapar, istemezse
yapmaz. Çünkü gücü herşeye yeten bir padişahtan
çok farklı değildir. Her şey O'nun mutlak
ve keyfi iradesine bağlıdır. Kuran bu kavramı
şöyle dile getirir:
"Dileyen,
Rabbine giden yolu tutar. Allah
dilemedikçe siz dileyemezsiniz.
Doğrusu Allah, bilendir, Hakîm'dir. Dilediğine
rahmet eder." (İnsan/76:29-31)
"Allah'ın
izni olmadan hiç kimse inanamaz" (Yûnus/10:100)
Kuran'da
sözkonusu olan bu kader kavramının başka
bir yönü de çok önemlidir. İslamiyet'in
çoğunluğu olan Sünnet Ehli'nin (Sünnîlik)
benimsediği genel görüşe göre Allah, hem
iyiliğin hem de kötülüğün kaynağıdır.
Aşağıdaki alıntı "Hak-Batıl mücâdelesi"
konusunda bu düşünceyi çarpıcı bir şekilde
ifade eder:
"Gereği
gibi düşünüp ibret almamız için Cenab-ı
Hak her şeyi karşılıklı olarak çift yaratmıştır
(Zâriyat/51:49). Yerle gök, hayatla ölüm,
tatlı ile acı, aydınlıkla karanlık, hidayetle
sapıklık... Bugün dünyanın neresine giderseniz,
iki şeyin, birbirine zıt iki kuvvetin
şiddetle çarpıştığını görüsünüz: hak ile
bâtıl!"
Demek
oluyor ki hayır ve şer Allah'tandır: "Size
iyilik ve kötülük veririz" (Enbiyâ/21:35).
Kuran'da şöyle ayetler yer almaktadır:
"Şüphesiz
Allah dilediğini saptırır, dilediğini de
doğru yola eriştirir. (Fâtır/35:8)
"Allah
dileseydi, sizi tek bir ümmet yapardı. Ama
O, istediğini saptırır, istediğini doğru
yola eriştirir." (Nahl/16:93)
"Allah'ın
fitneye düşmesini dilediği kimse için, Allah'a
karşı senin elinden bir şey gelmez. İşte
onlar Allah'ın, kalplerini arıtmak istemediği
kimselerdir... Onlara âhirette de büyük
azâb vardır." (Maîde/5:41)
(Ayrıca
bkz. En'âm/6:35; İbrâhîm/14:4; Nahl/16:107-108;
Nûr/24:35, 46; Şûrâ/42:44; Münâfikûn/63:6;
Müddessir/74:31). Allah'ın
verdiği karara göre cehennem dolmalı. Bu
nedenle Allah cinleri ve kâfirleri yaratmıştır:
"And
olsun ki, cehennem için de birçok cin ve
insan yarattık... işte bunlar gâfillerdir"
(A'râf/7:179)
"O
gün cehenneme: 'Doldun mu?' deriz, o: 'Daha
var mı?' der." (Kaf/50:30)
"Biz
dilesek herkese hidayet (doğru yol) verirdik,
fakat cehennemi tamamen cin ve insanlarla
dolduracağıma dair Benden söz çıkmıştır."
(Secde/32:13)
İslam
dünyasında günde milyonlarca kez kullanılan
"İnşallah" sözcüğü bu kader kavramını
ifade ediyor. Allah'ın isteği kaderdir.
"Müslümanlar için Allah'ın iradesi
mutlak, keyfi, karşı koyulmaz ve kaçınılmazdır...
Bir melek, bir katil ve bir sinek, yaşamlarının
her saniyesinde, aynı derecede Allah'ın
isteğini yapmaktadırlar!"
Bu
noktada kimi okurlarımız "eğer Kuran'daki
Allah gerçekten dediğiniz gibi ise Allah'a
aşık olmuş olan Mevlana, Yunus Emre, ve
benzerlerine ne dersiniz?" diye sorabilir.
Şunu belirtmemiz gerekir ki Tasavvuf,
yani Tanrı'nın niteliğini ve evrenin oluşumunu
varlık birliği (vahdet-i vücut) anlayışıyla
açıklayan İslam
mistisizmi, büyük ilâhiyatçıların
(örneğin Gazzâlî, Bedevî, Zamakhshari) Kuran
tefsirlerinde kaydettikleri Allah kavramına
karşı bir nevi isyandı. Çünkü insanın yüreği,
yaşayan ve seven bir Tanrı'yı arar. İnsanla
yakın ilışkide bulunan kişisel bir Tanrı'yı,
zayıflıklarımıza yakınlık duyabilen, ve
dualarımızı işitip cevaplayan bir Tanrı'yı
arzular. Oysa Kuran'da açıklanan Allah böyle
değildir. Bu eksikliğin en şaşırtıcı kanıtı
da, sofilerin en hararetli şiirlerinin ortodoks
İslâm tarafından kaba kâfirlik olarak reddedilmesidir.
Bu yüzden büyük sofiler mistik uygulamalarını
Hep Kuran'la bağdaştırmaya çabalamaktadırlar.
Kuran'ın ayetlerini sürekli çok mecazi bir
şekilde yorumlamak zorundadırlar.
Ama
bu kısa bölümde amaçladığımız, bu yorumlara
bakmak değildir. Kuran ve Kutsal Kitap'ın
açık ifadelerini ele alarak iki kitabın
ana hatlarını çizerek aralarındaki farklılıkları
ortaya koymak istiyoruz.
Allah'ın
ne olmadığını dile getiren
sıfatlara gelince insanın O'nu kişisel bir
şekilde tanıyamayacağı ortadadır. O'nun
hakkında ne düşünürsen Allah kesinlikle
o değildir. Hiçbir benzetme kabul edilmez.
Kutsal
Kitap'a göre ise insan Tanrı'yı tanımaya
ve O'nunla beraberliğe çağrıldı. İnsan bu
amaçla yaratıldı. "Sonsuz yaşam, tek
gerçek Tanrı olan seni ve gönderdiğin İsa
Mesih'i tanımalarıdır" (Yuhanna 17:3).
Tanrı, her şeyden çok üstün olduğu halde
kendini ve amaçlarını bize açıklamaya razı
oldu.
Bu
bölümde Kuran'da hemen hemen hiç bulunmayan,
Kutsal Kitap'taki Tanrı'nın birkaç sıfatına
bakabileceğiz.
1)
İlk önce Tanrı'nın eşsiz sevgisi ve lütfu
gözümüze çarpar. Kutsal Kitap'a göre "Tanrı
sevgidir" (I. Yuh. 4:8, 16).
"Tanrı'nın bize olan sevgisini tanımış
ve buna inanmışızdır" (I. Yuh. 4:16)
diyebilenlere ne mutlu! Bu gerçek, Kutsal
Kitap'ın sayısız ayetlerinde açıkça yazılıdır.
Örneğin:
"...seni
yaratan, sana şekil veren Rab şöyle diyor:
Korkma, çünkü seni fidye ile kurtardım;
seni adınla çağırdım, sen benimsin... gözümde
değerli oldun, ve seni sevdiğim
için..." (Yeşaya 43:1,4)
"Evet,
seni ebedî sevgi ile sevdim;
bundan dolayı seni inayetle kendime çektim"
(Yeremya 31:3)
"Tanrı
dünyayı o kadar çok sevdi ki..."
(Yuhanna 3:16)
"Tanrı'nın
sevgisi yüreklerimize dökülmüştür."
(Romalılar 5:5)
"Merhameti bol olan Tanrı bizi
çok sevdiği için... bize gösterdiği
iyilikle, lütfunun sonsuz zenginliğini
sergilemek için..." (Efesliler 2:4-7)
"Kurtarıcımız Tanrı, iyiliğini ve insana
olan sevgisini açıkça gösterdi." (Titus
3:4)
Ama
Tanrı'nın bize olan sevgisi sadece yazılı
olarak açıklanmadı. Kutsal Kitap, Tanrı'nın,
sevgisini nasıl eylemle
kanıtladığını kaydeden açıklamadır. Yüce
Tanrı karşılıksız sevgisini büyük fedakârlıkla
kanıtlamıştır:
"Tanrı
bize olan sevgisini şununla kanıtlıyor:
biz daha günahkârken, Mesih bizim için öldü.
" (Romalılar 5:8)
İşte
bu gerçeğin en hayranlık uyandıran yönü
budur: Tanrı günahkârları da seviyor. O'nun
sevgisi hak edilmez, hatta O'nun sevgisi,
O'nun yasalarını ayak altına almış olanları
dahi kapsıyor!
Kuran'da
ise Allah'ın merhametinin sürekli geçmesine
rağmen, sevgisinden çok az söz edilir. Allah
sadece kendisini seven mü'minleri sever
(Bkz. Mâide/5:54).
Fakat "müsrifleri," "zâlimleri,"
"bozguncular;" "âhiret gününe
inanmayanları" vesaire "sevmez"
(Bkz. A'râf/7:31; Âl-i İmran/3:57; Mâide
5:64; Nisâ/4:38). Burada çok esaslı
bir farklılık vardır.
2)
Bundan sonra Kutsal Kitap'taki yaşayan Tanrı'nın
Güvenilirliği ve Değişmezliğini sıralayabiliriz.
O, "Sadık olan
Rab"dir (Yeşaya 49:7). Söz verip
de yerine getirendir: "Vaadeden
Tanrı güvenilirdir" (İbr. 10:23).
O hiçbir zaman sözünden caymaz, değişmezdir.
Onun inayeti hiçbir zaman azalmaz, tükenmez.
Şu ayeti okuyalım:
"Her
nimet, her mükemmel armağan, kendisinde
değişkenlik ya da döneklik gölgesi olmayan
Işıklar Babası'ndan, yukarıdan gelir."
(Yakup 1:17)
Halbuki
Kuran, bir yandan "Allah,
sözünden asla caymayacaktır" (Hacc/22:47)
derken, diğer yandan "bir
ayetin yerine başka bir ayetle değiştirdiğimizde..."
(Nahl/16:101) ve "her
hangi bir ayetin hükmünü yürürlükten kaldırır
veya unutturursak, onun yerine daha hayırlısını
veya benzerini getiririz" (Bakara/2:106)
diyor. Acaba Allah'ın kendi mükemmel vahyinden
"daha hayırlısı" ne olabilir?
"Allah dilediğini
siler, dilediğini bırakır" (Ra'd/13:39;
Ayrıca bkz. İsrâ/17:86). Jalalu'd
Din, İtkan adlı kitabında bütün yorumcular
tarafından ilga edilmiş olarak kabul edilen
20 ayet veriyor. Aşağıdaki listede sekiz
örnek vereceğiz:
| Değişen
buyruk örnekleri |
ilga
edilen ayet |
yerine
inen ayet |
| 1.
Kıble Kudüs'ten Mekke'ye değişti |
|
2:142-144 |
| 2.
Miras yasası değişti |
4:7 |
4:11
|
3. Gece yarısı ibadet zorunluluğu
kalktı |
73:1-4 |
73:20
|
4. Şarap yasağı kesinleşti |
2:219 |
5:90
|
| 5.
Zinakâra uygulanan ceza değişti |
4:15 |
24:2
|
6. Kısas izni değişti |
2:178 |
17:33 |
| 7.
Hürmetli aylarda cihad yasağı kalktı |
9:5 |
9:36
|
8. Oruca dayanamayan için fidye kalktı |
2:184 |
2:185
|
| 9.
İmansızlara tolerans yerine cihad |
2:256 |
9:5,
29 |
Kutsal Kitap'a göre ise Tanrı'nın sözü sonsuza
dek kalıcıdır (I. Petrus 1:25). "Gök
ve yer ortadan kalkmadan, her şey gerçekleşmeden,
Kutsal Yasa'dan ufacık bir harf ya da bir
nokta bile eksilmeyecektir" (Matta
5:18). Tanrı'nın sadakati ve değişmezliği
bunu gerektiriyor.
3) Yukarıda (Yakup 1:17)
alıntı yaptığımız ayette değişmez-liğiyle
birlikte Tanrı'nın Mutlak İyiliği
de görülür. Yani kötülüğün olmasına izin
verdiği halde O kötülüğün kaynağı değildir.
Şer-i Tanrı yaratmadı. Şeytanı bile kötü
yaratmadı, yalnız özgür yarattı. Kutsal
Kitap'a göre Tanrı hiç kimseyi saptırmaz.
"Tanrı kötülüklerle ayartılmadığı gibi,
kendisi de kimseyi ayartmaz. Herkes, kendi
kötü arzularıyla sürüklenip aldanarak ayartılır"
(Yakup 1:13-14). "Tanrı hiç kimsenin
mahvolmasını istemiyor, herkesin tövbeye
gelmesini istiyor" (II. Petrus 3:9).
4)
Tanrı, her şeyden önce "kutsal"dır,
"mukaddes"tir. O, kendisine inananlara
şöyle sesleniyor: "Kutsal olun, çünkü
Ben kutsalım" (I. Petrus 1:16). O'nun
huzurunda duran ve yüzlerini örten en yüce
yaratıklar, hakkında sürekli "Kutsal,
kutsal, kutsaldır, var olmuş, var
olan ve var olacak olan, gücü her şeye yeten
Rab Tanrı!" diye çağırıyorlar (Esinleme
4:8; Bkz.Yeşaya 6:3). Kutsallığı, Tanrı'nın
bütün niteliklerinin temelidir.
Burada
kutsallık kavramını kısaca açıklarsak faydalı
olur. Kutsal Kitap "Tanrı ışıktır
ve O'nda hiç karanlık yoktur"
diyor (I. Yuhanna 1:5). "Işık",
kutsallık, doğruluk ve paklık anlamına gelir.
Tanrı "yaklaşılmaz işıkta yaşayan"dır
(I. Timoteyus 6:16). "Karanlık"
ise kötülüğü çağrıştırıyor. Tanrı'da en
ufak bir kötülük lekesi yoktur. Kutsal Tanrı
doğruluğu sever ve her türlü kötülükten
sürekli nefret eder. Günahı görmezlikten
gelmez. O, "kötülüğü görmekten gözleri
temiz olan, ve sapıklığa bakamayan"
Tanrı'dır (Habakkuk 1:13). O'nun kutsal
huzurunda günah lekesi olan kişi kesinlikle
duramaz. Bu nedenle O'nun sevgisi sert bir
sevgidir: "Rab sevdiğini terbiye eder...Kendisinin
kutsallığına ortak olalım diye bizi kendi
yararımıza terbiye ediyor" (İbraniler
12:6,10).
Kutsal
Kitap bu niteliğe çok ağırlık verirken Kuran'da
Allah'ın kutsallığından yalnız bir kere
bahsedilir (Haşr/59:23). Ahlakî iç paklık
gibi bir kavram da hiç görülmez. Ancak dış
temizlik anlamına gelen abdest temizliği
görülür.
5)
Kutsal
Kitap'taki Tanrı, mutlak bir şekilde Adil
ve Doğru (Salih) olduğu için hiç
kimsenin dinine veya tuttuğu tarafa bakmaz.
"Tanrı, insanlar arasında ayrım yapmaz!"
(Romalılar 2:11; Galatyalılar 2:6). İnsanın
yüreğine bakarak, O'nun düşüncelerini ve
amaçlarını da yargılar. Tanrı'nın, peygamberleri
Musa ve Davut'a uyguladığı sert cezalar
bunu açıkça gösterir (Bkz. Sayılar 20:12;
Tesniye 3:23-27; II. Samuel 12:7-23). Tanrı,
"suçluyu asla suçsuz çikarmayan"
(Çıkış 34:7) ve "bütün dünyanın Hâkimi"
olarak adalet yapandır (Tekvin 18:25). Çarmıh
olayı özellikle günaha göz yummayan bu adaleti
kanıtlar (bunu aşağıdaki Kurtuluş Yolu ile
ilgili notlarda açıklayacağız).
Kuran'a
gelince: Allah'ın her hangi bir adalet standardına
bağlı olmadığı kanaatına varmamak zordur.
Örneğin: Allah'tan başka her hangi bir varlığa
tapınmak veya secde etmek putperestlik sayılır.
Oysa Allah meleklere, "Âdem'e secde
edin" dedi, ve İblis'i, Âdem'e secde
etmekten kaçındığı için inkâr edenlerden
saydı (Bakara/2:34). Allah kendi peygamberlerine,
başkalarına yasaklamış olduğu şeyleri yapmalarına
izin verir. Muhammed'in dörtten fazla eş
almasına verilen özel izin bunun çarpıcı
bir örneğidir:
"Ey
Peygamber (Muhammed)! Mehirlerini verdiğin
eşlerini, Allah'ın sana ganimet olarak verdiği
câriyeleri, seninle berâber hicret eden
amcanın kızlarını, halalarının kızlarını,
teyzelerinin kızlarını ve peygamber nikâhlanmayı
dilediği takdirde - mü'minlerden
ayrı, sırf sana mahsus olmak üzere - kendisinin
mehrini peygambere hiba eden mü'min kadını
almanı helâl kılmışızdır." (Ahzâb/33:50)
Başka
bir örnek de Muhammed'in evlâtlık oğlu olan
Zeyd'in eşini kendi beşinci eşi olarak almasına
"vahiy" yoluyla verilen izindir:
"İnsanlardan çekiniyordun; oysa Allah'tan
çekinmen daha uygundu. Sonunda Zeyd eşiyle
ilgisini kestiğinde onu seninle
evlendirdik, ki, evlâtlıkları eşleriyle
ilgilerini kestiklerinde onlarla evlenmek
konusunda mü'minlere bir sorumluluk olmadığı
bilinsin. Allah'ın buyruğu yerine gelecektir."
(Ahzâb/33:37)
Allah
sıradan müminlerin, esasında doğru olmayan
şeyleri yapmalarını da göz ardı eder (Bakara/2:225;
Mâide/5:89). Sanki Allah insanın karakterine
değil de yalnız boyun eğmesine bakar.
6) Tanrı üzüntü duyar mı?
Sevinir mi? Kendisinden dönenleri cezalandırırken
yüreği sızlar mı? Yoksa buna benzer "duygular"dan
üstün mü? Kutsal Kitap'a göre Rab, çok yüce,
değişmez ve kutsal olmakla birlikte kıskançtır.
Rab'bin Musa'ya söylediği gibi: "Başka
ilâha secde kılmayacaksın; çünkü
ismi Kıskanç olan Rab kıskanç bir Allah'tır"(Çıkış
34:14; Bkz. Çıkış 20:5; Sayılar 25:11; Tesniye
4:24; 5:9; 6:15; 29:20; 32:16, 21; Hezekyel
8:3-5; 16:38; Zekeriya 1:14; I. Korintliler
10:22; Yakup 4:5).
Tabii
ki bu kıskançlık bildiğimiz insansal kıskançlığa
benzemez. Bir başkasının malına çocukça
göz dikip onu arzulamak veya bir kimse bir
üstünlük gösterdiğinde takınılan olumsuz
tutum değildir. Bu çok kötü ve zararlı bir
duygudur: "kızgınlık gaddardır, öfke
de sel gibidir; fakat kıskançlığın önünde
kim durabilir?" (Süleymanın Meselleri
27:4) Ama Tanrı'nın kıskançlığı GAYRET anlamına
gelir (Bkz. Yeşaya 9:7; 37:32; İbranice'de
"gayret" ve "kıskanç"
aynı sözcüktür). O'nun gayretli ve değişmez
sevgisinden ileri gelen bir kıskançlıktır.
Kurtarıp antlaşma yaptığı halkın veya kişinin
sadakatsizliğine karşı Tanrı'nın kıskançlığı
alevlenir.
Bizim
anlayabileceğimiz dille kendisini sadık
bir kocaya benzeterek O'nun mükemmel sevgisine
karşı gösterilen aldırmazlığı ve sadakatsizliği
ruhsal "zina" olarak adlandırıyor:
"Memleket (İsrail) Rabbin ardından
ayrılarak çok zina ediyor" (Hoşeya
1:2). "Zina eden kadınlara edilen hükümle
sana hükmedeceğim; ve senin üzerine kızgınlıkla
ve kıskançlıkla kan hükmü getireceğim"
(Hezekyel 16:38). Bir koca ne kadar sadık
ve iffetli ise karısının sadakatsizliğine
de o kadar acıklı şekilde kederlenir, değil
mi? İşte, Tanrı'nın İsrail oğullarını, kendisini
terkettikleri için cezalandırmak üzereyken
yüreği sızladı:
"Ey
İsrail, seni nasıl bırakırım?...
İçimde yüreğim döndü, acıma duygularım hep
birden alevlendi. Çünkü ben Allahım,
ve insan değilim; senin ortanda olan Kuddûsum..."
(Hoşeya 11:1-9)
Aynı
şekilde İsa Mesih Kudüs'e yaklaşıp kenti
görünce orası için ağladı:
"Keşke
bugün sen de esenliğe giden yolu bilseydin!
Ey Kudüs! Peygamberleri öldüren, kendisine
gönderilenleri taşlayan Kudüs! Bir tavuk,
civcivlerini kanatları altına nasıl toplarsa,
ben de kaç kez senin çocuklarını öylece
toplamak istedim, ama siz istemediniz."
(Luka 19:42 ile Matta 23:37)
Kutsal
Kitap'a göre Tanrı hem üzülür, hem de sevinir.
Kaybolan oğluna kavuşan bir baba nasıl coşarsa
Tanrı kendisine dönen her günahkâr için
büyük sevinç duymaktadır (Bkz. Luka 15).
Kuran'da bulunmayan bu görkemli gerçek,
Kutsal Yazılarda, Tanrı'nın, kurtardığı
kişiler için duyduğu sevinci ortaya koyan,
şu harika ayetle ifade edilir:
"Allahın
Rab, kuvvetli Kurtarıcı, senin içindedir;
senin için çok mesrur (sevinçli) olacaktır;
sevgisi içinde susayacaktır; senin için
terennümle coşacaktır! (Tsefanya 3:17)
7) Bu örneklerin sonu olarak
Tanrı'nın Üçlü Birliğini ele alalım.
Kutsal Kitap'a göre Tanrı tektir (Bkz. Tesniye
6:4; Markos 12:29; Galatyalılar 3:20; vb.).
Aynı zamanda tek Tanrı üç ayrı bilinç merkezinde
(konumda) var olmaktadır. Bir tek cevherde
üç benlik mevcuttur. Bunlar Tanrı'nın Özü,
Sözü ve Ruhu, veya başka bir deyişle Baba,
Oğul ve Kutsal Ruh olarak adlandırılır.
Bu adlar üç Tanrı'yı değil, aynı Tanrı'nın
üç bilinçli unsurunu ifade etmektedir. Bu
gerçek, sınırlı olan zihinlerimizin boyutlarını
fazlasıyla aşıyor. Yine de sağdaki kroki
biraz da olsa onu anlamamızı sağlayabilir.
(Daha ayrıntılı bilgi ve ilgili ayetler
için bkz. V. Bölüm, sayfa 188-191.)
Kutsal
Kitap boyunca açıklanan bu derin sır Kuran'da
çok şiddetli bir şekilde inkâr edilir. "Teslis"
olarak bilinen Üçlü Birlik öğretisi "şirk"
(Tanrı'ya eş koşmak) olarak tanımlanır.
Bu konuya açıkça değinen ayetler Medine
devrinin sonunda inmiş olan yalnız iki sûrede
bulunur (Nisâ/4:171; Mâide/5:73, 116-117).
Bunlardan en çok kullanılan üçüncüsüdür.
Şöyle diyor:
Allah,
"Ey Meryem oğlu İsâ! Sen mi insanlara
'Beni ve annemi Allah'tan başka
iki tanrı olarak benimseyin' dedin"
demişti de, "Hâşâ, hak olmayan sözü
söylemek bana yaraşmaz; eğer söylemişsem,
şüphesiz Sen onu bilirsin, ben Senin içinde
olanı bilmem; doğrusu görülmeyeni bilen
ancak Sensin" demişti. (Mâide/5:116-117)
Hemen
çok önemli bir nokta dikkatimizi çeker:
Kuran Hristiyanlıktaki Üçlü Birlik inancını
üç ayrı tanrı olarak anlatmaktadır. Hatta
söz konusu üç tanrının Baba Allah, İsa,
ve İsa'nın annesi Meryem olduğunu yazmaktadır.
Halbuki Kuran'da iddia edilenin aksine Hırıstiyanlar
böyle bir teslise asla inanmamışlardır.
Meryem'e aşırı ve yanlış saygı gösterenler
bile Baba, Oğul ve Kutsal Ruh'tan oluşan
bir üçlü birliğe inanıyorlar. Ama mezheplerin
inandıkları bir yana Kutsal Kitap'ta böyle
bir saçmalık yer almaz Tersine, erkeğe varmamış
olan Meryem, kendisinden doğacak olan Mesih'le
ilgili haber aldığında şöyle dedi: "Canım
Rab'bi ulular; ruhum, Kurtarıcım Tanrı sayesinde
sevinçle coşar. Çünkü O, sıradan biri olan
kuluyla ilgilendi... Güçlü Olan, benim için
büyük işler yaptı. O'nun adı kutsaldır"
(Luka 1:46-49).
Tanrı'nın
tekliği ve üçlü birliği konusunda bazı çelişkilerin
böyle yanlış anlamalardan kaynaklandığı
kesindir. Bu konuda Kuran ile Kutsal Kitap
arasında çok büyük ve çok önemli fark vardır.
Bu
konu dahilinde Kutsal Ruh'un kimliği geçiyor.
Kısaca Kutsal Kitap'a göre Kutsal Ruh (Ruhülkudüs),
Tanrı'nın kendi ezeli-ebedi Ruhu'dur ve
Kitap boyunca O'ndan bu şekilde söz edilir.
Ama Kuran'da geçen "Rûhü'l-Kudüs"
ismi (Nahl/16:102; Bakara/2:87, 253) genellikle
melek Cebrâil olarak yorumlanmaktadır. Aslında
bazı ayetleri bu şekilde yorumlamak çok
zordur. Örneğin Secde/32:9'da Âdem'i "şekillendirip
rûhundan ona üfleyen" Allah'tan söz
edilir (Ayrıca bkz. Hicr/15:28-29; Sad/38:72).
Tanrı
kavramındaki farklılıklar şöyle özetlenebilir.
Kutsal Kitap'a göre Kuran'da bulunan Allah
kavramında ve ilişik kavramlarda şu dört
büyük eksiklik vardır:
1.
Tanrı'nın "göksel Babalığı" yoktur.
Ancak mutlak güç ve irade Allahı'dır.
2.
Sevgi sıfatı hemen hemen hiç yoktur.
3.
Allah mutlak ve değişmez bir şekilde adil
değildir.
4.
Allah'ın sıfatları arasında uyum eksiktir.
Şimdi
diğer konulara geçelim.
2
- İsa'nın kimliği
Yukarıda
değindiğimiz Üçlü Birlik tartışmasının en
şiddetli cephesi İsa'nın kimliği olması
gerekir.
Kuran
İsa hakkında, başka hiç kimse için söylemediği
bazı ilginç şeyler söylemektedir. Örneğin
Kuran'a göre İsa...
·
olağanüstü bir şekilde doğdu (Tahrim/66:12;
Meryem/19:19-21)
·
bebekken konuştu (Meryem/19:29-30)
·
olağanüstü bilgiye sahipti (Âl'i İmrân/3:49)
·
her yerde mübârektir (Meryem/19:30-33)
·
Kutsal Ruh tarafından desteklendi ve Allah'tan
bir Ruh'tur (Bakara/2:87, 253; Nisâ/4:171)
·
Allah'ın Sözü'dür (Nisâ/4:171; Âl'i İmrân/3:39,
45)
·
yaratma gücüne sahipti (Mâide/5:110)
·
iyileştirme ve ölümden diriltme gücüne
sahipti (Âl'i İmrân/3:49)
·
öldü, Allah'a yükseldi, diridir ve kıyamet
gününde gelecek (Âl'i İmrân/3:55; Meryem/19:32-34;
Zuhruf/43:61)
"Ey
İsâ! Ben seni eceline yetireceğim, seni
Kendime yükselteceğim, inkâr edenlerden
seni tertemiz ayıracağım; sana uyanları,
kıyâmet gününe kadar, inkâr edenlerin
üstünde tutacağım." (Âl'i İmrân/3:55)
Fakat
bunlara rağmen Kuran'a göre, İsa sadece
ve sadece bir peygamberdir (Nisâ/4:171;
Mâide/5:78; Zuhruf/43:59).
Kuran'da
İsa (ve yalnız İsa), en az sekiz kez "Mesih"
olarak adlandırılır (Âl-i İmran/3:45; Nisâ/4:157,
172; Mâide/5:17, 72; Tevbe/9:30, 31). "Meshedilen"
anlamına gelen bu unvan, Kutsal Kitap'ta
çok anlamlı bir kavramdır. Fakat Kuran'da,
Mesih kavramının manası tamamen ortadan
kaldırılmıştır. Orada anlamı belirtilmemiş
bir unvan olarak İsa adına eklenmiştir.
Oysa Kutsal Kitap'a göre "Mesih",
Tanrı tarafından seçilen, asırlar boyunca
beklenen, bütün peygamberler tarafından
tanıklık edilip, hatta Rab diye seslenilen,
kurban olarak ölmesiyle insanları Tanrı'yla
barıştıran, kıyâmet gününde ölülerle dirileri
yargılayacak ve sonsuzluklar boyunca egemenlik
sürecek olan dünyanın Kurtarıcısı'dır (Bkz.
V. Bölüm, s. 199-200).
Bir
gün İsa, öğrencilerine şunu sordu:
"Halk,
İnsanoğlu'nun (kendisi) kim olduğunu söylüyor?"
Öğrencileri şu karşılığı verdiler:
"Kimi
Vaftizci Yahya, kimi İlyas, kimileri de
Yeremya ya da peygamberlerden biri
olduğunu söylüyor."
İsa
onlara, "Ya siz" dedi, "ben
kimim dersiniz?"
Simun
Petrus, "Sen, yaşayan Tanrı'nın
Oğlu Mesih'sin" cevabını verdi.
İsa
ona, "Ne mutlu sana, Yunus oğlu Simun!"
dedi. "Bu sırrı sana açan insan değil,
göklerdeki Babamdır." (Matta 16:13-17)
Kutsal
Kitap'a göre İsa Mesih, Tanrı'nın ezeli-ebedi
biricik Oğlu'dur. O, başlangıçta var olan
Tanrı'nın özünden doğan Kelâm'dir. İki bin
yıl önce bu sonsuz Söz, yüceliğinden soyunarak
bedene bürünüp insan oldu ve insanlar arasında
otuz üç sene yaşadı (Bkz. Yuhanna 1:1-14,
vb). Çarmıh üzerinde öldü, gömüldü, üç gün
sonra ölümden dirildi ve şu anda göklerde
yaşayan Efendimiz olarak tüm insanlık üzerinde
bütün yetki O'na verildi.
İşte,
"İlk ve Son Ben'im" (Esin. 1:17)
diyen İsa'nın kimliği konusunda Kuran ve
Kutsal Kitap arasında oldukça büyük bir
fark vardır.
3 - İnsan
kavramı
İnsan
yaşamının anlamı nedir? Biz neden bu dünyadayız?
Kutsal Kitap'ın ilk bölümünde bu sorunun
anlamı şöyle yazıldı:
"Allah
dedi: 'Suretimizde, benzeyişimize göre insan
yapalım...' Ve Allah insanı kendi suretinde
yarattı, onu erkek ve dişi olarak yarattı."
(Tekvin 1:26-27)
Yani
insan, Tanrı'nın kendi benzeyişinde yaratılmıştır.
Bunun için ister erkek ister kadın, her
insan çok değerlidir. Bunun için de insanı
öldürmek, hatta insana sövmek bile çok yanlıştır!
(Tekvin 9:6; Yakup 3:9).
Ama
Tanrı'nın benzeyişinde yaratılmak ne demektir?
Bu bir küfür değil mi? Hayır. Bu fiziksel
bir benzeyiş değildir. İnsan her şeyden
önce ruhsal bir varlıktır, çünkü Kutsal
Kitap'a göre "Tanrı Ruh'tur" (Yuhanna
4:24). İnsan hayvanlardan çok daha üstün
olup Tanrı'yla derin, içli-dışlı bir ilişki
için yaratılmıştır. Ona sevgi, akıl, yaratıcılık
ve doğruluk gibi nitelikler verildi. Bir
erkek ile bir kadın olarak birlikte Tanrı'nın
benzeyişini yansıtacaklardı. Evlilik bağında
birbirine yapışacak, ikisi "tek bir
beden" olacaklardı (Tekvin 2:24; Matta
19:6).
Ayrıca
Tanrı, insanı sorumlu olarak yarattı, onu
bereketlendirdi ve yaradılış üzerine görevlendirdi
(Tekvin 1:26, 28; Mezmur 8:4-8). Kuran,
Tekvin 1:26'ya benzer bir ifadeyle bunu
doğrulamaktadır: "Rabbin meleklere,
'Ben yeryüzünde bir halîfe var edeceğim'
demişti" (Bakara/2:30; ayrıca En'âm/6:165).
Onlara özgür bir irade ve seçme kabiliyeti
verdi, ve verdiği kararlar için hesap vereceklerdi
(Tekvin 2:15-17).
Böylece
insanın yaşam amacı esasında Tanrı'yla müthiş
bir beraberliktir. O'nu bütün yürekle, bütün
canla, bütün akılla ve bütün güçle sevmektir.
Bunun yanı sıra Tanrı'nın benzeyişinde yaratılmış
olan diğer insanları da "kendin"
gibi sevmektir (Bkz. Markos 12:29-31). Amacımız,
sevgili çocuklar olarak benzerliğinde yaratılmış
olduğumuz göksel Babamızı örnek alarak yaşamamızdır
(Matta 5:48; Efesliler 5:1-2). Kutsal Kitap,
Tanrı'nın birçok "oğul"u kendi
yanındaki sonsuz yüceliğe erdirmekte olduğunu
söylüyor (İbraniler 2:10). O'nun "evlat
edindikleri" olarak kendisinin kutsallığına
ortak olacaklar (İbraniler 12:10).
Kuran'a
göre ise "Cinleri ve insanları ancak
Bana kulluk (ibadet) etmeleri için yaratmışımdır"
(Zâriyât/51:56). İnsanın yeryüzünde bulunması
bir imtihan veya denemedir (Bkz. Ankebût/29:3;
vb.). "İnsânoğlunu, zorluklara katlanacak
şekilde yarattık" (Beled/90:4). İnsan
Allah'ın kuludur ve yapacağı her şey önceden
belirlenmiştir: "her insanın boynuna
işlediklerini dolarız" (İsrâ/17:13).
Kulun Allah'ın varlığı ile tekliğine inanması,
ve O'nun isteğine sürekli boyun eğmesi her
şeyden önemlidir. Allah ona merhametle bakar:
"insan zayıf yaratılmış olduğundan
Allah sizden yükü hafifletmek ister"
(Nisâ/4:28). Ama "insanın, Tanrı'nın
iradesine mutlak bir şekilde teslim olmakla
bekleyebileceği tek şey, Tanrı'nın merhametine
kavuşmak ve sadık kulları arasında sayılmaktır."3
Kutsal
Kitap'a göre insan, Tanrı'nın benzeyişine
göre yaratılıp O'nunla sevgi beraberliğine
çağrıldı. Kuran'da bu yoktur. Böylece insanın,
Tanrı'nın sadece kölesi değil, ama O'nun
"dostu" ve "çocuğu"
olabilmesi, Kutsal Kitap ile Kuran arasında
büyük ve anlamlı bir farktır.
4 - Günah
ve Kurtuluş kavramları
Kutsal
Kitap der ki: "Allah insanı doğru yarattı;
fakat onlar çok düzenler aradılar"
(Vaiz 7:29). İlk atamız Âdem, yenmesi yasaklanmış
olan iyilik ve kötülük bilme ağacından yediği
an Tanrı'nın ona söylemiş olduğu uyarı gerçekleşti:
"ondan yediğin günde mutlaka öleceksin"
(Tekvin 2:17). Bu acı olay bizi etkiledi
mi? Yoksa "her koyun kendi bacağından
asılır" sözünde olduğu gibi hiç etkilemedi
mi? Kuran'a göre bu olayın bizi etkilediği
yoktur.
Ama
Kutsal Kitap'a göre bu ilk günah bizi çok
etkilemiştir. Orada durumumuz şöyle açıklanır:
"Günah
bir insan yoluyla, ölüm de günah yoluyla
dünyaya girdi. Böylece ölüm bütün insanlara
yayıldı. Çünkü hepsi günah işledi...
Yazılmış olduğu gibi:
'Doğru
olan kimse yok, bir kişi bile yoktur.
Anlayan
kimse yok,
|