incilturk.Com

 
 
 

 
 

 

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

 

İkinci Bölüm Erasmus'un Öğrettikleri
İradenin Tutsaklığı
 
 


İkinci Bölüm

Erasmus’un öğrettikleri.

Tez 1:  Erasmus’un  "özgür irade” tanımı.

Tez 2:  Erasmus’un Apokrif’e ait bir kitaba dayandırdığı tezi.

Tez 3:  Erasmus’un “özgür irade” hakkındaki üç görüşü.

Tez 4:  Erasmus’un Vaiz 15:14-17’e dayandırdığı tezine dönülmesi.

Tez 5:  Erasmus’un Vaiz 15:14-17’yi kullanış şeklinin incelenmeye devam edilmesi.

Tez 6:  Erasmus’un ileri sürdüğü tezler, insanın  iradesinin tamamen özgür olduğu anlamına   gelir.

Tez 7:  Tekvin 4:7 bir buyruğun verilmesinin, bu buyruğa itaat edilebileceği anlamına gelmediğini kanıtlayan bir başka bölüm.

Tez 8:  Tesniye 30:19 - “Yasa sayesinde günahın bilincine varılır”.

Tez 9:  Erasmus’un Yasa ve Müjde’yi karıştırması.

Tez 10:  Tanrı’nın açıklanmış iradesi ve gizli iradesi.

Tez 11:  Yükümlülük, itaat etme yetisinin varlığını kanıtlamaz.

Tez 12:  İnsan, Tanrı’nın gizli iradesine burnunu sokmamalıdır.

Tez 13:  Yasa, insanın zayıflığını ve Tanrı’nın kurtaran gücünü gösterir.

Tez 14:  Yeni Antlaşma’da verilen bilgiler, aklanmış olanları yönlendirmek içindir.

Tez 15:  Ödüllendirilme, Tanrı’nın vaadine dayanır, insanın hakkettiklerine değil.

Tez 16:  Tanrı’nın kudreti, bizlerin sorumluluklarını ortadan kaldırmaz.

Tez 1:   Erasmus’un "özgür irade” tanımı.

Haksızlık yapmamak için senin yaptığın tanımı olduğu gibi burada vermeliyim: “Kişinin, kendisini sonsuz kurtuluşa yahut bunun tersi doğrultuda yönlendirmesine olanak veren etkenleri kendisine uygulamasında kullandığı insan iradesinin gücü olarak tanımlayabilirim”.

Buna, tanım diyemezsin! Tanım, açık olmalı. Fakat bu ifadenin anlaşılması için her parçasının açıklanması gerek. Ayrıca, bir şeyi açıklamak isterken çok farklı başka bir şeyi açıklamışsın. Demek istediğim, senin tarif ettiğin türden irade özgürlüğüne yalnızca Tanrı sahiptir, ama sen insanların da bu gibi bir iradeye sahip olduklarını söylüyorsun. Fakat insan da aynı şekilde efendisine itaat etmek zorunda olan bir köledir. Çoğu insan Tanrı’nın emirlerine uygun bir şekilde davranıyor. Bu senin tarif ettiğin gibi “iradenin özgürlüğü müdür”?

Bu sözde tanımı biraz parçalara ayırmalıyım. Bazı bölümler yeterince açık ancak diğer kısımlara saldıra- bilmem için onları biraz daha açıklamalıyım. Bir şeylerden suçlularmış gibi ışıktan korkuyorlar! Senin sözünü ettiğin “insan iradesinin gücü”nün birşeyi seçme ya da reddetme, onaylama ya da onaylamama gücü olduğunu varsayarak başlayacağım. Gerçekten de, insan iradesinin işlevi budur. Fakat sen, bir de şunu ekliyorsun: “…etkenleri kendisine uygulamasında kullandığı…” Senin burada yaptığın şey, insanı iradesinden ayırmaktır. İnsana, iradesini yönlendirme gücü veriyorsun. Fakat, insanın iradesi kedisinin bir parçasıdır bu seçimleri yapan parçasıdır. İnsanı, iradesin- den ayırıp, iradesi üzerinde ona güç vermek, açıkça saçmalıktır! Eğer seni yanlış anladıysam, bu senin suçun çünkü kendini daha basit ve anlaşılır şekilde ifade etmeliydin!

Peki, kişiyi “sonsuz kurtuluşa götüren” şeyler nelerdir? Bunlar, Tanrı’nın işleri ve sözleri olmalıdır. Başka hiçbir şey bizleri sonsuz kurtuluşa ulaştıramaz. Pavlus şöyle diyor: “Tanrı’nın kendisini sevenler için hazırladıklarını hiçbir göz görmemiş, hiçbir kulak işitmemiş, hiçbir insan yüreği kavramamıştır”. Daha sonra bu şeyleri nasıl kavrayabileceğimizi açıklayarak devam ediyor - “Oysa Tanrı bunları bize Ruh aracılığıyla açıkladı”. Bu demek olmalıdır ki Ruh olmaksızın bu kurtuluşu kesinlikle bilemez ve dolayısıyla bunu kendimize “uygulayamayız”.

Bu dünyanın tanıdığı gelmiş geçmiş en iyi eğitimli kişilerin çoğu, ruhsal şeyleri saçmalık olarak nitelendirmişlerdir. Aslında, dehaları ne kadar fazlaysa, ruhsal şeyleri de o kadar çok komik bulmuşlardır. İnsanlar, yanlızca Kutsal Ruh yüreklerini aydınlattığı için ruhsal şeylerin gerçeğini kavrayabilirler.

Devam edelim. Bizlere diyorsun ki "özgür irade”, Tanrı’nın işleyişini ve sözünü kabul edip, etmeyeceğine kendi başına karar verebilen insan iradesinin gücüdür. Bunu söylemek, insan iradesine cennet ya da cehennemi seçme yetisi vermektir. Kutsal Ruh’a yahut Tanrı’nın lütfuna hiçbir yer olmadığı anlamına gelir. Bu, insan iradesini Tanrı’yla aynı düzeye çıkartmak demektir.

Pelagian adı verilenler de aynısını yapmışlardır. Fakat sen bunu daha da ileriye götürdün! "Özgür iradeyi” iki kısma ayırdılar - bazı şeyler arasındaki farkı anlama gücü ve bu şeyler arasında seçim yapma gücü. Fakat senin "özgür iraden” anlamakta tamamıyla yetersiz kaldığı sonsuzluğa ilişkin şeyleri seçebilecek tek güçtür. “Yarım özgür irade” yarattın!

Ve şimdi de kendinle çelişkiye düşüyorsun çünkü bir zamanlar “insan iradesi lütuf olmaksızın hiçbir şey yapamaz” demiştin. Ama iş "özgür iradenin” tanımını yazmaya gelince insanın iradesine tam bir özgürlük verdin. Gerçekten de çok garip bir adamsın!

Bazı eski felsefecilerin öğretilerini seninkine yeğlerim. Onlar, kendi başına bırakılmış bir insanın sadece yanlış olanı yapabileceğini söylemişlerdi. Yanlızca lütfun yardımıyla insan iyi olanı seçebilir demişlerdi. İnsanın, aşağı inmekte özgür, ama yukarı çıkmak için yardıma ihtiyacı olduğunu söylemişlerdi! Ama buna "özgür irade” demek gülünçtür. Ben de tüm bunlara dayanarak, aşağı düşmekte özgür ancak bir insan tarafından kaldırılmadıkça yukarı çıkamayacak olan bir taşın "özgür iradesi” var diyebilirim! Felsefecilerin öğretileri seninkinden daha iyi. Taş, hem aşağı düşmeyi hem de yukarı çıkmayı seçebilir!

Tez 2:   Erasmus’un Apokrif’e ait bir kitaba dayandırdığı tezi.

"Özgür irade” konusunda tüm söylediklerini Ecclesiasticus 15:14-17’ye dayandırıyorsun. “Başlangıçta Tanrı insanı yarattı ve onu kendi aklının ellerine bıraktı”. Yazar, Tanrı’nın kuralları ve buyruklarına ilişkin ayrıca şunları eklemektedir: “Eğer benim buyruklarımı tutmak ve beni hoşnut eden imanda sürekli kalmak istiyorsan, onlar seni koruyacaktır. O, senin önüne ateş ve su koymuştur; ve elini ona uzatacaksın. Yaşam ve ölüm insanın önündedir; ve hangisini arzu ederse, o verilecektir kendisine”.

Vaiz'in Yahudiler tarafından Tevrat’a alınmadığını söyleyerek senin kanıt olarak gösterdiğin bu sözde metni gözardı edebilirdim, fakat kendinin bile bu metni “somut ve karışık” olarak tanımlaman benim için yeterlidir. "Özgür iradenin” ne olduğunu bizlere basit bir şekilde açıklayacak bir metin oluşturmak için senin ya da bir başkasının bir sonsuzluk boyunca uğraşması gerekecektir.

Tez 3:   Erasmus’un “özgür irade” hakkındaki üç görüşü.

"Özgür irade” hakkında tek bir taneden üç farklı görüş çıkartıyorsun! Şimdi bunlara bakalım. Birincisi, lütuf olmaksızın insanın iyilik yapmak isteyemeyeceği; iyiliği başlatıp, iyilikte ilerleyip ya da iyiliği tamamlayamayacağıdır. Bu görüşe, “aşırı fakat yeterince olası” diyorsun.

“Daha aşırı” olarak nitelendirdiğin ikinci görüşün ise "özgür iradenin” yanlızca günaha götürebileceği ve yanlızca lütfun tanrısal bir yaşama kişiyi yönlendire- bileceğidir.

“En aşırı” olduğunu söylediğin üçüncü görüşün ise "özgür iradenin” anlamsız olduğu ve bizlerin içindeki iyinin ve kötünün sebebinin Tanrı olduğudur.

Bu görüşlerin ilkini kabul etmeye hazırsın çünkü bu ilk görüş, insana bazı şeyler için çaba göstermesine olanak veriyor. Diğer iki görüşe ise karşısın. Neden dediğini bilmiyor gibisin! Bunlar, üç farklı görüş değil, senin karşıtların tarafından ortaya konmuş tek bir düşüncenin üç farklı şekilde ifade edilmiş şeklidir. Senin "özgür irade” tanımının, senin kabul edilebilir olduğunu söylediğin o ilk görüşle alakası bile yoktur. Senin tanımın, "özgür irade” hem iyi hem de kötü olanı yapabileceğini söyler. Fakat senin kabul ettiğin görüş ise insan iradesinin Tanrı’nın lütfu olmaksızın iyi olanı seçemeyeceğini söyler. Bu iki irade birbiriyle zıttır. Birinci görüşü kabul ederek "özgür iradenin” iyi olanı yapamayacağını kabul ediyorsun. Biraz evvel şöyle demiştin: “İnsan iradesi öylesine kötüdür ki, özgürlüğünü kaybetmiştir ve günaha kulluk etmeye mecburdur ve daha iyi bir duruma geri dönemez”. Ama aynı şeyi ben söylediğimde, sen şunu diyorsun: “Böyle saçma birşey daha önce hiç duyulmamıştır”. Yazdıkların, iyi olmaya çalışmanın aynı anda "özgür iradenin” hem gücünde hem de gücünde olmadığı anlamına gelir. Eğer bu adam deli değilse, gerçek bir deliyle tanışmak isterdim!

Kullandığın ifadeler birbirine öylesine zıt ki bir arada olmaları mümkün değildir. “İyilik yapabilirlik” ile “iyilik yapamazlık” arasında orta bir yer yoktur.

Ortaya koyduğun ikinci ve üçüncü görüşlere gelince…birincisinde olmayan yeni hiçbir şey yok onlarda da. Üçü de mükemmel bir uyum içinde. Yanlızca ikinci ve üçüncü görüşe karşı olduğunu söylüyorsun fakat çok açıkça üçü de insan iradesinin tüm özgürlüğünü yitirdiğini, günaha hizmet etmek zorunda olduğunu ve iyi olanı arzulayamayacağını söylüyor. Ve eğer bu doğruysa, durum gerektirir ki insan kötülük yapar ve bunu yapar çünkü yapmak zorundadır. Buna engel olamaz.  

Tez 4:   Erasmus’un Vaiz 15:14-17’e dayandırdığı tezine dönülmesi.

Apokrif’deki o bölüme geri dönelim ve demin belirttiğimiz görüşlerle karşılaştıralım. Muhtemelen doğru olduğunu düşündüğün bu görüş, "özgür iradenin” iyi olanı arzulayamayacağını söyler. Fakat Vaiz’den alıntı yapılan bölüm "özgür iradenin” bir dereceye kadar iyilik yapabileceğini kanıtlamak için kullanılmıştır. Sana göre o bölüm, ilk görüşü desteklemektedir fakat gerçekte onun hakkında hiçbir şey söylemez. İsa’nın Mesih olduğunu kanıtlamak için Pilatus’un Suriye Valisi olduğunu söyleyen bir bölüm- den alıntı yapsan daha iyi!

Ama haksızlık etmemek için Vaiz 15:14-17’ye bakacağız. Bölüm şöyle başlıyor: “Başlangıçta Tanrı insanı yarattı ve onu kendi aklının ellerine bıraktı”. Bu noktaya kadar, buyruklara ilişkin hiçbir şey söylenmiyor. İnsanın iradesi tamamıyla özgürdür ve Tanrı insanı herşeyin sahibi yapmıştır. Ama sonra, şu sözlerle Tanrı’nın buyruklarını ve kurallarını bunlara eklediği söylenir: “Eğer benim buyruklarımı tutmak…istiyorsan…” Bu da doğrudur. Tanrı insanı hüküm sürdükleri yerden almıştır ve o andan itibaren insan Tanrı’nın buyruklarının altına girmiştir. İnsan özgür değildi. Gördüğün gibi bu bölümü, seni değil beni destekleyecek şekilde anlamak da mümkün! Benim algılayışım Kutsal Yazıların tümüyle uyuşuyor, seninki ise bir metni Kutsal Yazıların tümüyle karşı karşıya bırakıyor.

Tez 5: Erasmus’un Vaiz 15:14-17’yi kullanış şeklinin incelenmeye devam edilmesi.

“Eğer benim buyruklarımı tutmak…istiyorsan…” ifade- sinin, insanın özgürce seçim yapabileceğini gösterdiğini söylüyorsun. Bunu söylemek, Tanrı’nın sözlerini insan mantığıyla yargılmaktır. Ama insan mantığıyla bile “eğer benim buyruklarımı tutmak…istiyorsan…” sözlerinin her zaman itaat edebilme yetisinin bulunduğunu göstermediğini sana ispatlayabilirim. Örneğin, anne-babalar çoğu zaman çocuklarına bir şeyi yapmamalarını söylerler, çocuklarının yapabileceklerini kanıtlamak için değil, yardım istemeyi öğrensinler diye yapamayacaklarını kanıtlamak için böyle davranırlar.

Tanrı da bizlere böyle davranır. Onu tutamayacağımızı göstermek için bizlere Yasasını vermiştir. Bu da Pavlus’un Romalılar 3:20; 5:20; Galatyalılar 3:19,24’deki öğretisidir.

Tez 6:   Erasmus’un ileri sürdüğü tezler, insanın iradesinin tamamen özgür  olduğu anlamına gelir.

İleri sürdüğün tezde çok temel bir çelişki var. Bir taraftan Vaiz 15:14-17’deki sözlerin (“eğer benim buyruklarımı tutmak…istiyorsan…”) insanın özgürce isteyebileceği ya da istemeyebileceği anlamına geldiğini söylüyorsun. Ama diğer taraftan ise belirtmiş olduğun üç görüşten birincisinin muhtemelen doğru olduğunu söylüyorsun. Fakat o görüş ise "özgür iradenin” iyi olanı yapamayacağını söylüyordu. Her ikisi de aynı anda doğru olamaz!

Vaiz: “Eğer arzulayıp, buyruklarımı tutmaya çalışmayı deneyeceksen…”demiyor. “Eğer benim buyruklarımı tutmak…istiyorsan…” diyor. O nedenle eğer Ecclesiasticus "özgür iradeyi” destekliyor ise bu yarım bir özgürlük değil tam bir özgürlük olmalıdır. Pelagian denen insanların bu sözlerden çıkardıkları sonuç budur.

Pelagianların görüşüne katılmayanlar çok büyük bir sorunla karşı karşıya kalacaklar. Senin dediğin gibi, bir kişi bu metinden sadece az bir "özgür irade” isteyebilir. Bu da demektir ki insan sadece Tanrı’yı arzulamak ve O’na itaat etmek konusunda özgürdür. Pelagianlar ise, bu bölümün iradenin ya tam özgürlüğünü ya da tam tutsaklığını öğrettiğini söyleyerek cevap vereceklerdir. Hatta, o bölümde ayrıca “…imanda sürekli kalmak istiyorsan…” ifadesi geçtiğinden tezlerini daha da ileri götürecektirler. Sonuç olarak ise, insanın ayrıca iman etmekte özgür olduğunu öğreteceklerdir. Ancak Kutsal Yazılarda Pavlus buna şiddetle karşı çıkıyor ve imanın Tanrı’nın özel bir armağanı olduğunu söylüyor (Efesliler 2:8).

Ama þimdi Ecclesiasticus’un "özgür iradeyi” öðretmediðini söyleyen tezime geri dönmeliyim. “istiyorsan” ifadesinin “öyleyse yapabilirsin” anlamýna gelmesi gerektiðini iddia etmek çok yanlýþtýr. Ýlk insan, Adem’e, Tanrý’nýn lütfuyla yardým edilmiþ olmasýna raðmen Adem itaatsizlik etmiþtir. Eðer Adem itaatsizlik etmiþse, bizler daha hiçbir lütuf almamýþken ne yapabiliriz ki? "Özgür irade” tamamýyla güçsüzdür. Eðer Adem’in durumunu Ecclesiasticus 15:14-17’nin yanýna getirecek olursanýz, bu bölümün "özgür iradeyi” desteklemekten çok uzak olduðunu, tersine onun karþýsýnda olan çok güçlü bir görüþ olduðunu göreceksiniz. Bu bölüm, Tanrý’ya itaat etme yetimiz olduðunu deðil, Tanrý’nýn iradesine itaat etme zorunluluðumuzu öðretir.

Tez 7:   Tekvin 4:7 bir buyruğun verilmesinin, bu buyruğa itaat edilebileceği anlamına gelmediğini kanıtlayan bir başka bölüm.

Ayet şöyle der: “…günah kapıda pusuya yatmıştır; ve onun isteği sensin; fakat sen ona üstün ol”. Kötü düşüncelerin yenilebileceğini ve ille de günaha yol açmayacaklarını kanıtlamak için bu ayetleri kullanıyorsun. Bir kere daha kendinle çelişiyorsun. İnsanın iradesinin iyi olanı arzulayamayacağını söyleyen görüşün muhtemelen doğru olduğunu sen demin söylemiştin. Ama şimdi, Kutsal Ruh’un ya da Mesih’in yardımına ihtiyaç duymaktan tek bir kere bahsetmeden diyorsun ki, insanın iradesi kötü tutkuları yenebilir.

Aslında, bu ayetin öğrettiği şeyin bununla alakası yok. Yine bu ayet, insana neyi yapabileceğinin değil, yapması gereken şeyin gösterilişine bir örnektir. Diğer bir örnek ise birinci buyruktur “Karşımda başka ilahların olmayacaktır”. Ayetler, buyruktur, buyrukların varlığı ise bunlara itaat edilebileceği anlamına gelmez. Tersine, Kain’in örneğinde olduğu gibi buyruklar yetersizliği ortaya çıkarır.

Tez 8:   Tesniye 30:19 “Yasa sayesinde günahın bilincine varılır”.

"Özgür iradeyi” desteklemek için kullandığın üçüncü ayet şudur: “Senin önüne hayatla ölümü, bereketle laneti koydum…; bunun için hayatı seç”. Sen diyorsun ki: “İnsanın seçme özgürlüğünün olduğunu bundan daha açık ne gösterir ki?” Fakat körsün! Musa insanlara hayatı seçin dediğinde, insanlar onu mu seçti? Eğer öyle yapsalardı, Kutsal Ruh’un işleyişine ihtiyaç kalmazdı.

Diyorsun ki: “İki yolun kesiştiği bir yerde duran adama, sadece biri açıkken ‘İstediğini seç’ demek çok komiktir”. Ne saçma bir örnek! Bir yol ayrımında bulunduğumuz doğrudur ancak biri değil her ikisi de kapalıdır. Tanrı’nın lütfu olmaksızın iyiye giden yolu seçemeyiz. Diğer yola da Tanrı’nın izni olmadan yönelemeyiz! Romalılar 3:20’de Pavlus: “Yasa sayesinde gücün ya da iyiliğin bilincine varırız” demiyor. Ya da: “Yasa aracılığıyla iradenin gücü açığa çıkar”. Fakat şöyle diyor: “Yasa sayesinde günahın bilincine varılır”. Yasa, insanın yapabileceğini değil, yapması gerekeni söylemektedir.

Daha sonra “seçmek”, “dönmek” ve tutmak” kelimelerine ilişkin Tesniye 3’den alıntı yapıyorsun. İnsanların gerçekten de bu şeyleri yapmaya güçleri yoksa, buyrukların gereksiz olduğunu söylüyorsun. Ama yine tekrarlıyorum, bu buyruklar insanların yapmaları gereken şeyleri belirtirler. Gereksiz değildirler. Gururlu insana ne kadar güçsüz olduğunu göstermek için tasarlanmışlardır. İnsanı, sol kolu dışında her tarafı bağlı olan birine benzeterek bu bakış açısını komik duruma düşürmeye çalışıyorsun. O adama, sağ tarafında kaliteli bir şarap, sol tarafında ise yüksek mevkiler olduğu söyleniyor. Daha sonra ise bu ikisi arasında bir seçim yapması isteniyor. Bu örnekle ne kanıtlamaya çalışıyorsun? İnsan iradesinin kati özgürlüğünümü kanıtlamaya çalışıyorsun? Çok unutkansın! Tanrı’nın lütfu olmasızın "özgür iradenin” hiçbir şey yapamayacağını sen söylemiştin. Örneğinle benim düşüncemi çürütmeye çalıştın ama şimdi de ben bir örnekle seni komik duruma düşüreceğim. Karşında iki kolu da bağlı bir adam var! Bu adam, kollarını sağa ve sola oynatmakta özgür olduğu konusunda kendisiyle gurur duyuyor. Bu yüzden, ona ellerini bir yönde oynatması söyleniyor - onunla dalga geçmek için değil, ama yapamayacağını göstermek için. Kutsal Yazılarda insanın sadece Şeytan tarafından bağlı tutulmadığını ama aynı zamanda da doğru olan şeyi yapmakta özgür olduğunu düşünmeye kandırılmış olduğunu görüyoruz. Musa’nın yasası, insanların hayali özgürlükleriyle aldatıldıklarını göstermek için verilmiştir.

Tez 9:   Erasmus’un Yasa ve Müjde’yi karıştırması.

Kendi görüşünün doğruluğunu ispatlamak için bir dizi ayeti kullanıyorsun fakat yasa ile müjde arasındaki farkı göstermekte tamamen başarısızsın. Yasa hakkında olduğunu zannettiğin ayetlerin nasıl müjdeyi öğrettiğini sana göstereyim. Örneğin, Yeremya 15:19’a bakalım: “Eğer dönersen, seni geri getiririm…”, ve Zekarya 1:3: “Bana dönün,…, ben de size dönerim”. “Dön” kelimesi, insanın Tanrı’ya dönebilme yetisinin “Allahın Rabbi bütün yüreğinle seveceksin” ifadesindeki “seveceksin” emrine uyabilme yetisinden daha fazla mı olduğunu kanıtlıyor? Bu kelimeler, insanın kendi gücüyle Tanrı’ya dönebileceğini kanıtlamaz. Fakat insanlar ne yapmaları gerektiğini bildikleri zaman, o şeyleri yapma gücünü nereden bulabileceklerini soracaklardır. “Bana dönün” sözleri, “Bana dönmeye çalışın” demek değildir. İnsanlar dönmeye çalıştıklarında lütfun kendilerine sunulacağını söylüyorsun. Fakat bu, ayetlerin ikinci kısmının da şu anlama gelmesine neden olacaktır: “Ben de size dönmeye çalışacağım”! Olağanüstü birşey olurdu bu! Belki, Tanrı’ya da lütuf verilebilirdi!

Bırak bu boş düşünceleri! Kutsal yazılarda kullanılan “dön” kelimesi hem “yasal” hem de “müjdesel” anlamda kullanılmıştır. Yasal olarak kullanıldığında, insanın yanlızca itaat etmesini buyuran bir emir değil, fakat yaşantısının bütünüyle değişmesini gerektiren bir buyruktur (ör. Yeremya 4:1; 25:5; 35:15). “Dön” kelimesi müjdesel anlamda kullanıldığında, Tanrı tarafından bizleri rahatlatma amacıyla söylenir çünkü bizden birşey istenmez, Tanrı’nın lütfu bizlere sunulur (ör. Mezmur 14:7; 116:7; 126:1). Zekarya, bizlerin önüne hem yasa hem de lütuf mesajı koymuştur. Yasanın tümü “Bana dönün” ile özetlenirken, lütuf ise “Size döneceğim” ifadesiyle özetlenir.

Hezekiel 18:23’ü de aynı şekilde kullanıyorsun. “Ben kötü adamın ölümünden mi zevk duyarım? Daha ziyade yollarından dönüp yaşamasından değil mi?” Bir kere daha “dönüp” kelimesinin, o kişilerin dönebilecekleri anlamına geldiğini söylüyorsun. Bu metni, müjde yerine yasaya dönüştürüyorsun. Günah işlememenin bir zorunluluk olduğunu söylüyorsun. Bu yasadır. Fakat Rab: “Ben kötü adamın ölümünden mi zevk duyarım?” diyor ve açıkça günahkarın hakkettiği ve farkında olduğu cezadan sözediyor. Tanrı böyle bir kişiye bağışlanma ve kurtuluş ümidi veriyor. Yasanın sözleri, günahlarını ne hisseden ne de bilen kişilerin sırtlarında çok ağır bir yükdür. Yapmaları gereken şeyler kendilerine gösterilmiştir. Fakat müjde, günahlarının bilincinden gelen rahatsızlık içinde olanlara ve üzüntüye düşenlere verilmektedir.

Bu nedenle Hezekiel’in “Ben kötü adamın ölümünden mi zevk duyarım?” sözleri "özgür iradeyi” kanıtlamaktan çok uzak olmakla beraber tam tersini ispatlar. Tanrı’nın vaatleri olmaksızın ne denli ümitsiz olduğumuzu göstermektedir bu ayetler. Aslında, lütuf bizleri kaldırıncaya dek, her an daha da kötüleşiriz. Günahkarları kurtarmak için bu merhamet sözleri gereklidir (tabi eğer Tanrı’nın bu şeyleri sadece konuşmayı sevdiği için söylediğini düşünmüyorsanız!). Günahını yasanın kendisine gösterdiği kişiden başka hiçkimse bu vaat sözlerini alamayaca