incilturk

 
 
 

 
 

 

 

 


 


 

Sayın Edip Yüksel, Deedat'ın kitabına ilave ettiği, "Papazlara ve Hristiyanlara Kitab-ı Mukaddes'ten Sorular" başlığı altındaki bölüme (sayfa 108) şu sözlerle başlamaktadır: "Bu bölümde bir çok sorunun cevabını bulacaksınız. Bu soruları, karşılaştığınız Hristiyanlara nazik bir dille sorunuz. Aldığınız cevapları değerlendiriniz." Açıkçası Kitab-ı Mukaddes'i (Kutsal Kitap'ı) içtenlikle araştıran kişinin, Sayın Yüksel'in kitabında doğru dürüst bir cevap bulacağını sanmıyoruz. Nedenini sorarsanız, ilk önce Sayın Deedat ile Yüksel'in, sorularını derlemek için başvurdukları batılı kaynaklar, Kutsal Kitap'ın, Allah'ın vahyi olduğuna inanmayan kişiler tarafından yazılmıştır. Bu kişiler Tevrat, Zebur ve İncil'in asıl nushalarını bile, Tanrı'nın sözü olarak kabul etmeyip, eski zamanlarda insanlarca yazılmış efsanelerden oluştuğunu söyleyip duran insanlardır. Tabii ki, dağa çamur atarak kimse onu yerinden oynatamaz; aynı şekilde Kutsal Kitap tarih boyunca binbir saldırıya uğramış ve yine uğrayacak, ama hiç bir zaman sarsılmadığı gibi, yine sarsılmayacaktır. "Ot kurur, çiçeği düşer, ama Rab'bin Sözü sonsuza dek kalıcıdır!" (Yeşaya 40:8)

Sayın Yüksel'in, çalışmasında yararlandığı bu "bilginler", yorumlarında, mucizeleri veya ön bildirileri kaydeden bölümleri hedef alarak temelsiz kuramlarına göre, Allah'ın Sözü'nü parçalayıp onu çelişkili göstermeye çabalamaktadırlar. Bu parçalama yönteminin güzel bir örneği olarak "Tevrat kaynakları" başlığı altındaki paragrafa bakabilirsiniz (Deedat ile Yüksel, Kitabı Mukaddes Allah Sözü müdür?, s. 114). Fakat bu kişilerle ilgili Allah'ın uyarısı şöyledir: "Bırakın onları; onlar körlerin kör kılavuzlarıdır. Eğer kör köre kılavuzluk ederse, her ikisi de çukura düşer!" (Matta 15:14).

Aslında Kuran'da kaynakça olarak sürekli başvurulan Tevrat ve İncil'in, bazı Müslüman çevreler tarafından sonradan hükümsüz hale geldiği ve değiştirildiği iddiası, "bindiği dalı kesen Nasrettin Hoca" fıkrasına benziyor. Sayın Yüksel ile emektaşları, bir yandan savlarını desteklemek için Kutsal Kitap'a başvurup, diğer yandan da O'nun geçerliliğini çürütmeye çabalıyorlar. Bunu yine başka bir örnekle açıklayacak olursak, birinin mahkemede kendisini savunması için seçtiği tanığı, sahtekâr diye suçlamasına benziyor!

Her neyse, daha sonra Sayın Yüksel Kuran'dan şu sözleri Mesih İnanlılarına yöneltiyor: "Eğer doğru sözlüler iseniz delilinizi getiriniz!" (sayfa 107). İşte bizler de bu bölümde bizden istenen delili getireceğiz.

Ayrıca kitabındaki sorulara nezaket açısından bakılırsa, Sayın Yüksel'in kullandığı dilin ve konuya yaklaşımının pek nazik ve samimi olduğu söylenemez. Tersine o, alaycı ve kötüleyici bir şekilde yazıyor. Soruları böylece sormakla da, Kutsal Kitap gerçeğini aramayıp, amacının ancak onu kötülemek olduğunu açıkça gösteriyor.

Kitaptaki soruların çoğu oldukça saçmadır. Kendini bir Kutsal Kitap araştırmacısı olarak göstermeye çalışsa da, pek başarılı olduğu söylenemez. Yine de, konuya yabancı olan okuyucu için, Sayın Yüksel'in, kitabında aktardığı sorularda birçok önemli konu arasında gerçekten çelişkili görünen ayetler vardır. Bu yüzden gerçeği içten arayan kişilere, bu soruların cevabını mümkün olduğu kadar iyi, ciddi ve tatmin edici bir şekilde vermeye çalışacağız.

Sayfa 110'daki soru listesinde 62 soru varken, onu izleyen sayfalarda, 63 soruya rastlıyoruz (s.139'daki "Şehadeti Doğru Muydu?" sorusu listede yer almıyor). Acaba burada bir çelişki var mı? Her neyse, bu 63 soruyu teker teker ele alıp derinlemesine inceleyeceğiz.

Sayın Yüksel, sorularına başlamadan önce Kutsal Kitap'ın "Yeni Ahit" olarak bilinen bölümünü tanımlamaya kalkışıyor. Özellikle Matta, Markos, Luka ve Yuhanna "İncilleri"ni, birkaç uyduruk iddiayla çürütmeye çalışmaktadır (Deedat ile Yüksel, Kitab-ı Mukaddes Allah Sözü müdür?, s.114-117). Bu uydurmalar tamamen temelsizdir. Bunlar Türkiye'de çok yaygın olduğu için, "Dört İncil", yani tek Mesih'e dörtlü tanık konusunu aydınlatmaya, kitabımızın V. bölümünü, tamamen ayıracağız (Bkz: "İncil mi İncil'ler mi?" s. 237-255).

Şimdi değerli okuyucularımız, bu soruların bir kısmına neden olan bazı yanlış düşünceleri ele alalım:

SORULAR ÜZERİNDE GENEL YORUM

Yanıtlayacağımız soruların çoğu, Mesih'in günümüz izleyicileri için bir sorun oluşturmamaktadır. Sayın Yüksel'in doğru olarak anlayıp saygı duymuş olsaydı, Kutsal Yazıları hakkında sormuş olduğu soruların çoğunu sormayacak ve yapmış olduğu eleştirilerin çoğunu yapmayacak olduğu özellikle iki konu vardır. Bu iki konu, Kutsal Kitap'ın ilahi esini ve metninin günümüze gelişi konularıdır. Bu konuları daha iyi anlamamızı sağlamak için her birine özellikle eğileceğiz.

İlahi Esin

Hristiyanların Kutsal Kitap'ın İlahi Esinini anlayışları Müslümanların Kuran'ın İlahi Esinini anlayışlarından önemli bir biçimde farklıdır. Müslümanların Kutsal Kitap'ı yanlış anlaması ve reddetmesinin nedeni çoğunlukla budur.

Müslümanlar, Kuran'ın her ayetinin peygamber Muhammed'e başmelek Cebrail tarafından dikte ettirilen gerçek Tanrı sözü olduğuna inanırlar. Muhammed, Tanrı'nın Sözünün kendisi aracılığıyla geldiği bir kanaldan daha öte bir şey değildi. Ancak Kutsal Kitap daha farklı bir esin fikri sunmaktadır. Tanrı'nın, yazmak için insanları ve onların doğal zekalarıyla karakterlerini kullandığını görüyoruz. "İnsanlar Kutsal Ruh'ça yönetilerek Tanrı'nın sözlerini ilettiler" (II. Petrus 1:21). "Yönetilme" mecazı denizcilikle ilgili bir sözcüktür. Yelkenlerini açıp rüzgar tarafından yönetilen bir tekne için kullanılabilir. Böylece, Tanrı'nın hizmetkârlarının itaatkâr ve kabul eder bir tutumla "yelkenlerini açtıklarını" ve Kutsal Ruh'un onları doldurup O'nun istediği yöne yönelttiğini söyleyebiliriz. Esin, sadece pasif bir alış değil, Tanrı'yla aktif bir işbirliği yapmaktı.

Bu nedenle, Kutsal Kitap'taki kutsal yazılarının diğer antik kitaplarda paralellerinin olması önemlidir. Tanrı, belirli tarihsel yer, zaman ve ortamlarda insanlar aracılığıyla konuşmuştur. "Kutsal Kitap ayetlerinin ikili doğasını kabul etmeliyiz: Bir yandan Tanrı tarafından esinlendirilmiş bir kitaptır, ama diğer yandan içinde insansal öğe vardır. Tanrı, ölü aletler değil yaşayan insanlar kullandı. İnsan kişiliğini bir kenara atmadı, bunun yerine Kendi esinini kaleme alan insan yazarların kişiliğini kendisini kullandı."

Kitaplarında bulunan çok değişik stiller ve içeriklerden ötürü bu gerçek özellikle Eski Antlaşma (Tevrat ve Zebur) etüdünde önemlidir. İçinde politik önderler ve askeri generaller, çobanlar, krallar, esirler ve sakiler tarafından yazılmış olan tarih, soyağaçları, kanunlar, şiirler, ilahiler ve peygamberlikler (kehanetler) buluruz. İman kahramanlarının hem büyük kahramanlıklarını hem de günahlarını kaydeder. Ama Tanrı'nın sözünü bizim için bu kadar uygun kılan buradaki insanlık ve çeşitliliktir. Tanrı'nın sözünü bizim için bu kadar uygun kılar. "Bu Kutsal Kitap'ın anlatılmaz değeridir: mükemmel bir biçimde ve bütünüyle ilahidir... buna karşın insan tarafından yazılmış olduğu için insana mükemmel bir biçimde ve bütünüyle uygundur."

Böylece Müslümanların uslamlamalarının aksi olarak, Kutsal Kitap'ın ilahinin yanı sıra insansal izler ve özellikler taşıması bir dezavantaj değil kesin bir avantajdır. Esas Ayetleri, Tanrı'nın insanların yazmasına neden olmasıyla yazılmıştı. Bizler, Tanrı'nın yazma işlevinde kullarının kafalarını ve ellerini kullandığına inanıyoruz. Bu kullar kendi günlerinin stilinde yazdılar. Tanrı'nın esininin kendisini, insanlığın anlayabileceği bir biçimde kayda geçirdiler.

Ancak, Tanrı sadece kullarının yazmasına neden olmadı, aynı zamanda onların yazdıklarının yüzyıllardır dikkatle korunup günümüze gelmesini sağladı. Başkaları ne iddia ederlerse etsinler, Tanrı'nın Kendi ayetlerinin herkesin okuması ve gerçeğin bilincine erişmesi için korunmasının icabına baktığından emin olabiliriz. Bundan başka herhangi bir şey önermek, Tanrı'nın Kendisinin dürüstlüğüne saldırıda bulunmaktır.

Eğer Müslümanlar Kutsal Kitap'ı eleştirmek istiyorlarsa bunu Kutsal Kitap'ın kendisinin olduğunu iddia ettiği şeye dayanarak yapmalıdırlar. Kutsal Kitap'ı Kuran'ın nasıl esinlendirildiği hakkındaki kendi görüşlerine dayanarak eleştiren Müslümanlar, burada verilen yanıtların bazılarıyla tatmin olmayacaklardır. İki top oyununu birbiriyle karşılaştıran insanlar gibi olacaklardır. Türkiye'de futbol ve voleybol oynarız. Her oyun bir topla oynanır. Ancak voleybol oyuncusu, futbol oyuncusunun topa her zaman tekme attığından şikayet ederse, eleştirisi geçersizdir. Sadece futbol kuralları konusunda cahil olduğunu göstermiş olur. Müslüman, Kutsal Kitap'ı, Kuran'ın kendisine geldiğine inandığı yola dayanarak eleştirirse onun eleştirileri de aynı şekilde geçersizdir. Sadece Kutsal Kitap'sal esin görüşünü anlamadığını göstermektedir.

Tanrı'nın Kutsal Kitap'ın esini ve bugünümüze gelmesi sürecinde insanları araç olarak kullanması Mesih İnanlılarını rahatsız edip endişelendirmez. Tanrı Tanrı'dır ve istediği kişiyi ya da şeyi kullanır.

Metnin Günümüze Gelişi

Sayın Yüksel'in bize sunduğu soruların birçoğu Kutsal Kitap metninin günümüze gelişiyle ilgilidir. Müslümanların metni bilginlerin incelemesine maruz bırakmaktaki isteksizliğinden ötürü Kuran'ın değişik metinleri yoktur (sayfa 78-83'de açıklandığı gibi). Müslümanlar Kuran'ın sadece bir tek elyazmasında var olduğunu da ve bu yüzden hiçbir değişik metni olmadığında ısrar ederlerse, tarihsel gerçeklerle yüz yüze gelmemekte devam etmektedirler.

Ancak Mesih İnanlılarının saklayacak sırları yoktur. Bulunan her elyazması ve her elyazması kısmı bile dikkatle korunmuştur. Bu, iki şeyi göstermiştir: a) yüzyıllar boyunca çok az sayıda metinsel yanlışlar yapılmıştır, ve b) bu elyazmalarının hayretler verici doğruluk ve çok titiz dikkatle kopya edildiklerini bugün herkes açıkça görebilir. Tabii ki Müslümanların bugüne kadar böyle bir geliş kayıtları yoktur, çünkü Kuran'ın (Osman'ınkinden başka) bütün elyazmaları yok edilmiştir (bkz. sayfa 77-78).

Sayın Deedat ve Sayın Yüksel gibi adamların, Kutsal Yazıları eleştirmek için birçok elyazmasındaki değişiklikleri göstermelerine karşın, Mesih İnanlılarının bu konuda farklı bir tavrı vardır. Bunları saklamaya çalışmak yerine, değişiklikler incelenmiş ve Kutsal Kitap'ın birçok çağdaş çevirisinde herkesin görmesi için dipnotlar olarak konulmuşlardır. Belki Sayın Deedat ve Sayın Yüksel bunun farkına varmamışlardır ama bunlar Kutsal Kitap'ın bize nasıl geldiğini görmek için onu kendi kendilerine etüt etmelerine yol açarak Mesih İnanlılarına büyük bir hizmette bulunmuşlardır. Bu antik elyazmalarının güvenilirliği ve hiçbirinde birbirinden büyük bir fark olmaması kendilerinden Kutsal Kitap'ı tercüme ettiğimiz bugün elimizde olan metinlerin ne kadar güvenilir olduğunu gösterir. Bu yüzden, bugünümüze gelirken içine yanlışlar eklendiğini ve Kutsal Kitap'ın tutarsız olduğunu söyleyerek onu eleştirenler gerek kutsal olsun gerek laik olsun antik belgelerin doğası hakkında ciddi bir anlayış eksiklikleri olduğunu göstermektedirler. Elyazmalarında aşağıda ele alacağımız biçimdeki geçirme hatalarının var olması onların güvenilirliğini ve doğruluğunu kanıtlar.

Eski Antlaşma'nın (Tevrat ve Zebur'un) kendilerini destekleyen birçok antik elyazmaları vardır. Bunların en eskileri 1947'de keşfedilen Qumran kitaplığındandır. Bunların tarihleri M.Ö. 3'cü yüzyıla kadar dayanır, ki bu da çok eski bir tarihtir (Muhammed'ten dokuz yüzyıl öncedir). Bu elyazmaları, daha önce Kutsal Kitap'ı tercüme etmekte kullanılan elyazmalarından yaklaşık 1000 yıl daha eskidirler. Lut Gölü cıvarında bulunan bu elyazmaları, o zamana kadar kullanılan elyazmaları kendilerinden neredeyse 1000 yıl kadar yeni oldukları halde hiçbir önemli metinsel değişiklik taşımadıklarını gösterirler. Bu, Eski Antlaşma'nın elyazmalarına büyük bir dikkat ve saygıyla davranıldığını gösteren hayret verici bir tanıklıktır. Elimizdeki Yeni Antlaşma (İncil) elyazmaları ve onların günümüze nasıl geldiklerinin özeti için 47'nci soruya bakınız (s.185-188).

Tabii ki bütün antik belgeler, eğer gerçekseler, yazıcılar ve onları kopya edenler ne denli dikkatli olursa olsun insanlar tarafından geçirilmelerinin işaretlerini taşımaktadırlar. Bu notta, (onları kasti olarak yanlış anlamak isteyen o insanlar hariç) Kutsal Kitap'ın okunma ve anlaşılmasını etkilemediklerini göstermek için Kutsal Kitap ayetlerinin geçirilmesinde ortaya çıkan türdeki hataları sunmak istiyoruz.

Antik metinleri etüt edenler, geçirme hatalarının genellikle iki ana alanda olduklarını öğrenmişlerdir:

1) Sayıların kaydedilmesinde. Antik dil sistemlerinin bugün bizim yaptığımızdan çok daha değişik bir biçimde sayı kaydetme yolları vardı. Örneğin Soru 13'ün yanıtında gösterdiğimiz gibi yazıları yanlış okumak çok kolaydır. Soru 8, 12 ve 15'de aynı türde sorulardır.' Soru 8'de Yehoakin'in yaşının 8 mi yoksa 18 mi olduğu sorulmuştur. Bir metin uzmanı, hatta böyle şeyleri öğrenmek için zamanını vermiş biri bile bir elyazmasında sayının silinmiş, lekelenmiş ve bu yüzden yanlış okunmuş olduğundan ötürü metni kopya eden kişinin yanlış yazdığını hemen anlayabilir. Aynı şekilde Soru 12'de Ahazya'nın kral olduğunda 22 mi yoksa 42 yaşında mı olduğu sorulmuştur. Bunlar bu tür antik belgelerde çok görülen ve bilinen kopya eden kişinin hatalarıdır.

Bazen büyük sayıların paralel metinlerde değişik oldukları görülür. Örneğin Soru 4, Davut'un 700 mü yoksa 7000 mi savaş arabası sürücüsü olduğunu ve Soru 7 Süleyman'ın süvarileri için 4000 mi yoksa 40.000 mi ahırı olduğunu sormaktadır. Bu büyük sayıların çoğu binlerle dile getirilir. Sayıları yazmada sık sık alfabetik harfler kullanılırdı. Binler harfin üzerine konulan noktalarla belirtilirdi. Böylece üzerinde iki nokta olan İbrani alfabesinin ilk harfi olan, "alef" bin anlamına geliyordu. Elyazması eskidikçe harflerin üzerinde noktalar olup olmadığını anlamak gitgide zorlaşırdı. Böylece 700'ü 7000 olarak okumak işten bile değildi.

2) İsimlerin Kaydedilmesi. Özellikle yabancı ve çok bilinmeyen isimlerin doğru bir şekilde kopya edilmesi çoğunlukla zor olmaktaydı. Soru 17'de II. Samuel 8:17 ve I. Tarihler 18:16'daki değişiklikler buna iyi birer örnektirler. Samuel'deki bölümün dediği gibi Seraya ya da Tarihler'de geçtiği gibi Şavşa büyük bir olasılıkla bir yabancıydı. Bu yüzden ismi değişik biçimlerde geçmektedir.

Soru 9'da Alâmet'in, Azmavet'in ve Zimri'nin babasının kim olduğu bize sorulmuştur. İki paralel bölümde, Yehoadda ve Yara olarak iki değişik isim geçtiği kaynak gösterilmiştir. İngilizce'de bile, anlatımlardan birinin ismin kısa halini kullandığını, bunun büyük bir olasılıkla aynı kişi olduğunu görebiliriz. Bu da çok görülen bir şeydir, ve bir çelişki olmaktan uzaktır, gerçek bir antik eser olmanın özelliklerini taşımaktadır.

Son olarak, Kutsal Kitap'ta çelişkiler gibi görünen sorulara yanıt bulmak için kabul edilmiş bir Hristiyan bilgine danışmak gibi ciddi bir çaba gösterilmişe benzememektedir. Eğer bu sorulara yanıt bulma arzusu gerçekten var olsaydı, sorular çok az bir araştırmayla çabucak yanıtlanabilirdi.


63 Soruya 63 Cevap

1. "Şelah kimin oğlu idi?"

2. "Harun nerede öldü?"

3. "Yesse'nin kaç oğlu vardı?"

4. "700 mü 7000 mi? Atlı mı yaya mı?"

5. "Davud'u kim tahrik etti, Allah mı Şeytan mı?"

6. "Üç yedi'ye eşit mi?"

7. "Hz Süleymanın atları için kaç ahırı vardı?"

8. "Yehoyakim kaç yaşında kral oldu?"

9. "Alamet'in, Azmavet'in ve Zimri'nin babası kimdi?"

10. "800.000 mi, 1.100.000 mi? 500.000 mi, 470.000 mi?"

11. "İkişer mi, yedişer mi?"

12. "Ahazya kaç yaşında kral oldu? Babasından kaç yaş büyüktü?"

13. "Kral Baaşa hortladı mı?"

14. "Kâhyalar işten kaytarıyor muydu?"

15. "Çelişkiler bahçesi" (Ezra 2 ve Nehemya 7)

16. "Saul'un kızı Mikal çocuk doğurdu mu?"

17. "Çelişkiler galerisi"

18. "İnsanoğlu en çok kaç sene yaşayabilir?"

19. "Hz. Âdem ağacın meyvesinden yediği gün öldü mü?"

20. "Allah yorulur mu?"

21. "Allah derede oturanları kovamadı mı?"

22. "Tanrı'nın burnundan duman yükseldi mi?"

23. "Allah pişman olur mu, olmaz mı?"

24. "Allah'ı, kimse gördü mü?"

25. "Hz. Yakub insan mıydı?"

26. "Kocan seni yaratan mı?"

27. "Tevrat'ı Hz. Musa mı yazdı?"

28. "Hz. İsa Davud'un Oğlu mu değil mi?"

29. "Davud'un hangi oğlu Hz. İsa'nın atasıdır?"

30. "İsa'nın dedesi Yakup mu Heli mi?"

31. "Unutulan nesil?"

32. "'Admin' neden kayboldu?" (Luka 3:33)

33. "İsa Celile'de mi yoksa Yahudiye'de mi itibar gördü?"

34. "Kim yardım istedi? Yüzbaşı mı, ihtiyarlar mı?"

35. "Çıkarken mi, yaklaşırken mi?"

36. "Sıpa ile beraber eşek var mıydı?"

37. "Şehadeti doğru muydu?"

38. "Ağaç ne zaman kurudu? Ağacın suçu neydi?"

39. "Horoz kaç kere öttü?"

40. "Haç'ı kim taşıdı? Simun mu, İsa mı?"

41. "Yahuda İsa'yı öptü mü, öpmedi mi?"

42. "Yahuda İsa'yı neden öptü?"

43. "Haydutların akıbeti?"

44. "Kabirlerden çıkan cinliler kaç kişiydi?"

45. "İsa'yı kaç kişi kefenledi ve kabre koydu?"

46. "Mezarda kaç melek gördüler?"

47. "İncil'deki katmalar ve çıkartmalar..."

48."Baba ve Oğul!"

49. "Allah 'Üçlük' Allahı mıdır?"

50. "Apandisit ameliyatı!" (I. Yuhanna 5:7)

51. "İsa Hristyanların inandığı gibi Rab olsa idi..." (Markos 10:18; 13:32; Yuhanna 1:18)

52. "'Baba' ve 'Oğul', bazı yerlerde mecazî anlamda mıdır?" (Matta 5:9; 6:14; Luka 20:36; Yuhanna 8:47; I. Yuhanna 5:18-19)

53. "Allah birdir, Ondan başka ilah yoktur!" (Tesniye 4:39; 6:4; 32:39; I. Samuel 2:2; I. Krallar 8:60; Yeşaya 45:5, 6; Matta 4:10; 6:24; Markos 10:18; 12:29; Luka 18:19)

54. "İsa Aleyhisselâm Allah-u Teala'nın kulu ve resulüdür" (Matta 12:15-21; 21:11, 46; Luka 7:16; 24:19; Yuhanna 4:19; 6:14; 9:17)

55. "Peygamberlere yapılan çirkin iftiralar"

56. "Hristiyanlık barışçı mı?"

57. "Hz. İsa, geleceğe ait haberinde yanıldı mı?"

58. "Cehennem ateşi var mıdır?"

59. "Hz. İsa'nın vazettiği İncil hangisidir?"

60. "Pavlus'un marifetleri" (Elçilerin İşleri 22:3-10; 9:26; 15:36-41; Galatyalılar 2:10-14)

61. "Hz. İsa (haşa) lanetli miydi?"

62. "Hz. İsa Pavlus'u lanetlemişti"

63. "Hz. İsa son peygamber mi dir?"

Şimdi her bir soruya cevap vereceğiz, fakat cevapları aynı veya birbirine benzer olan bazı sorular vardır. Bu tür soruların birine ayrıntılı bir cevap, diğerlerine ise kısa bir cevap ile birlikte ayrıntılı bilgiyi bulmak için bakılması gereken yeri gösteren not bulunmaktadır.

1. "Şelah kimin oğlu idi?"

Ve Arpakşad otuz beş yıl yaşadı, ve Şelahın babası oldu (Tekvin 11:12)

Eber oğlu, Şalah oğlu, Kenan oğlu, Arfakşat oğlu, Sam oğlu, Nuh oğlu, Lamek oğlu, (Luka 3:35-36)

 

Bu sorudaki söz konusu olan edebi tür "soy tetkiki"dir. Bu soruyu yanıtlamadan önce, soy tetkiklerinin nasıl oldukları ve işlevleri hakkında bir şeyi anlamak önemlidir. Ancak o zaman bu edebi türü kendi çerçevesi içinde anlayabilir ve eleştirisel gözlemlerimizi adilce yapabiliriz. Soy tetkiklerinin bazı ortak özellikleri vardır:

a) Soy tetkiksel edebiyatta sözcükler her zaman harfi harfine sözlük anlamlarına gelmezler. 'Oğul' gibi bir sözcük '-nin soyundan gelme' anlamına ve 'nesil' sözcüğü 'birkaç nesil' anlamına gelebilir. Böylece soyağaçlarını kronolojik ölçüler olarak kullanmak, onları hiçbir zaman olmaları tasarlanmamış bir şey olarak kullanmak demektir.

b) Soyağacının istenilen bir kalıba uyması ya da teolojik bir maksadı yerine getirmesi için nesillerin ya da bireylerin soyağacında bulunmaması ender görülen bir durum değildi. Bununla söylenmek istenen soyağaçlarının yazarların hayal gücüyle uydurulmuş ya da yaratılmış oldukları değildir. Bu edebiyat türü, antik dünya yazarları arasında o zaman anlaşılan ve kabul edilen belirli ölçüde bir serbestliğe uygun görülürdü. Bu eğer o zaman bir sorun olmadıysa şimdi de bizim için bir sorun olmaması gerektir.

c) Bazı soyağaçları geriye, bazıları da ileriye doğru yapılmış olabilirler. Geriye doğru giden tür, genellikle belirli bir kişinin soyunun diğer bir önemli kişiye kadar uzandığını, ilk ve son kişi arasındaki aile bağını aradaki kişileri bağlantıyı yapmaktan başka bir nedenle belirtmeden göstermek için kullanılır. Örneğin, I. Tarihler 6:33-43'deki soyağacı sadece Heman'ın soyunun Levi'ye kadar uzandığını gösterme amacıyla yazılmıştır. Ezra 7:1-5'deki soyağacı Ezra'nın soyunun Harun'a kadar uzandığını göstermeye çalışır. İleriye doğru olan soyağacı türü ise sık sık bağlantısı olan kişilerin yaşlarını ve yaptıkları hakkında bilgiler içerir. Buna iyi bir örnek, Tekvin 5'te Âdem'den Nuh'a kadar olan nesillerin verilişidir.

Kutsal Kitap uzmanları, zamanın buna benzer Kutsal Kitapsal olmayan edebiyatını inceleyerek antik doğuda kullanılan soyağaçlarını nasıl anlamamız gerektiği konusuna epey ışık tutmuşlardır.3 Zamanın dinsel olmayan kaynaklarından bu örnekler, antik çağlarda insanların nasıl yazdıklarını ve yazılarından beklentilerinin ne olduğunu anlamamıza yarar. Eleştirilerimiz sadece o zamanın yazı stilleri ve uygulamaları hakkındaki bilgisizliğimizi yansıtıyorsa, Kutsal Kitap soyağaçlarında çelişkiler bulmakta fazla acele etmeyelim.

Şimdi bizim sorumuz. The New Bible Dictionary (Yeni Kutsal Kitap Sözlüğü)4 İbranice "ben" sözcüğünün sadece oğul değil torun ya da soyundan anlamına da geldiğini belirtmektedir. Soyağacını yazarın anlatmaya çalıştığı ana teolojik noktayı anlamadan harfi harfine incelemek metnin yanlış anlaşılmasına neden olur. "Şela kimin oğluydu?" gibi sorular sormak, sadece soruyu soranın okumakta olduğu edebiyat türünü anlamadığını ve her iki bölümde de söylenmek istenen şeyi anlamadığını gösterir. Tekvin 11 ulusların oluşumunu gösteren genel bir liste içerir. Luka 3'te yazar sadece İsa'nın 'Tanrı'nın Oğlu' olduğunu göstermek için geldiği soyu göstermeye çalışmaktadır (3:38).

2. "Harun nerede öldü?"

Ve Musa RABBİN emrettiği gibi yaptı; ve bütün kavmın gözü önünde Hor dağına çıktılar. Ve Musa Harunun esvabını çıkardı, ve onları oğlu Eleazara giydirdi; ve Harun orada, dağın tepesinde öldü; ve Musa ile Eleazar dağdan indiler.(Sayılar 20:27-28)

Ve Harun Hor dağında öldüğü vakit yüz yirmi üç yaşında idi.(Sayılar 33:39)

Ve İsrail oğulları Beerot Bene-yaakandan Moseraya göç ettiler. Harun orada öldü, ve orada gömdüler; ve oğlu Eleazar onun yerine kâhinlik etti.

(Tesniye 10:6)

Hor bölgesi herhalde büyük dağlık bir bölgeydi. Sayılar bize O'nun kesin olarak dağda öldüğünü söyler. Yazar burada Harun'un kahin esvabının nasıl oğluna geçtiğini göstermeye uğraştığından belli ki teolojik bir nokta ile ilgilenmektedir. Mekanın dağ olması Sayılar'ın metni için çok önemlidir. Ne de olsa Tanrı'nın halkına dağlarda birçok önemli şey olmuştur. Tesniye, Harun'un öldüğü yer olarak Moserah'dan söz eder. Neden besbelli farklı bir mekân? Belki de Moserah, Hor'un bulunduğu dağlık bölgenin adıydı.5 Örneğin bir hafta sonu Uludağ'a kayak yapmaya gittiğini söylemek de mümkündür, Bursa'ya kayak yapmaya gittiğini söylemek de mümkündür. Anlatmak istediğimiz yer aynıdır, tek fark Uludağ'ın belirli bir yer, Bursa'nın ise daha genel bir bölge olduğudur.

Ancak burada Eski Antlaşma'daki yerlerin isimleri hakkında bir şey söylemeliyiz. Sözü edilen birçok yerin tam olarak coğrafi konumu konusunda hatırı sayılır bir belirsizlik vardır. Bu, genelde arkeoloji bilimine ait olan, çok görülen bir zorluktur ve antik dünya hakkındaki bütün araştırmaları etkilemektedir. Sözü edilen zaman hakkında güvenilir coğrafi bilgiye sahip olmadığımızdan metindeki açık çelişkileri göstermek tereddüt etmemize neden olmalıdır.

3. "Yesse'nin kaç oğlu vardı?"

Ve Yesse oğullarından yedisini Samuelin önünden geçirdi. Ve Samuel Yesseye: RAB bunları seçrnedi, dedi. Ve Samuel Yesseye dedi: Çocukların hepsi bu mu? Ve dedi: Daha en küçüğü var, ve işte, koyunları güdüyor.

(I. Samuel 16:10-11)

...dördüncü oğlu Netanelin, beşinci oğlu Raddayın, altıncı oğlu Otsemin, yedinci oğlu Davud'un babası oldu.

(I. Tarihler 2:14-15)

 

I. Samuel 16:11, Davut'un Yesse'nin sekizinci ve en küçük oğlu olduğunu çok açık bir biçimde dile getirmektedir. Dahası, I. Samuel 17:12 Yesse'nin sekiz oğlu olduğundan söz etmektedir. I. Tarihler 2:14-15 Yesse'nin oğullarını isimleriyle sayar ve Davut sıralamada yedinci ve son olarak gelir. Bundan, hemen ayetin metninde çelişki olduğu sonucuna mı varmalıyız? Tabii ki hayır! Aslında durumun açıklaması çok basit olabilir. Kutsal Kitap bilginleri aşağıdaki olasılıkları önermişlerdir:

1) Yesse'nin oğullarından biri genç yaşta ölmüş ve bu da oğulların sayısını yediye indirmiş olabilir.6

2) Bu soyağaçsal listelerin teolojik kullanımlarını akılda tutarak belki de Tarihler'in yazarı onun Tanrı tarafından sevilen olduğunu gösterip Davut'a özel bir yer vermek isteyerek onu yedinci sıraya koymuş olabilir.7 Yedi sayısı, Kutsal Kitap'ta sık sık kusursuzluk ve bütünlüğü simgeler. Teolojik önem taşıyan şeyleri belirtmek için nesiller ya da bireylerin soyağaçlarına dahil edilmesi sık görülen bir şeydir. Soyağaçları hakkındaki notumuza bakınız.

4. "700 mü 7000 mi? Atlı mı yaya mı?"

Ve Suriyeliler İsrailin önünden kaçtılar; ve Davud Suriyelilerden yedi yüz araba cenkçilerile kırk bin atlı telef etti, ve ordu başbuğu Şobakı vurdu, ve o orada öldü.(II. Samuel 10:18)
Ve Suriyeliler İsrailin önünden kaçtılar; ve Davud Suriyelilerden yedi bin araba cenkçilerile kırk bin yaya asker öldürdü, ordu başbuğu Şofakı da öldürdü.(I. Tarihler 19:18)

II. Samuel'e göre Davut 700 araba cenkçileri ve 40,000 yaya asker öldürdü. Ama I. Tarihler Davut'un 7000 araba cenkçileri ve 40,000 yaya asker öldürdüğünü kaydeder. Bunlardan hangisi doğrudur?

Mesih İnanlıları Kutsal Kitap'ın çağlardan beri dikkatle korunduğuna inanırlar. Yazıcılar tarafından yürütülen dikkatli kopyalama işlemini biliriz. Ancak Mesih İnanlılarının itiraf ettikleri bir şey varsa o da, Tanrı'nın Kutsal Ruh'u aracılığıyla Yazılı Sözünü yüzyıllar boyunca sadakatle koruduğu halde bunu yerine getirmek için kullandığı süreç insansaldır. Kopyalayanlar insandır. Sözde çelişkiler olarak sunulan ayetlerin bir yazıcının kopyalama işleminde yapmış olduğu çok az hatalardan birinin örneği olması çok olasıdır. Hangi ayet doğrudur? Her iki şekilde de bunun pek fazla önemi yoktur çünkü metine zarar gelmemiştir ve her iki ayette de Davut'un önemli zaferi çok açık bir biçimde bellidir.

Yukarıdaki ayetler gibi ayetlerin Kutsal Kitap ayetlerinin herhangi bir şekilde değiştirildiği iddialarına karşı gerçekten de kuvvetli birer kanıttırlar. Eğer değiştirilmiş olsalardı, tutarlı bir okuma parçası sunmak için yukarıdaki ayetteki gibi yazıcıların yaptığı hataların düzeltilmiş olmasını beklerdik. Neden mi? Herhangi birisi Kutsal Kitap'ı çelişkiler içermekle suçlamasın diye! Bakınız Metinin Günümüze Gelişi hakkındaki bölüm (s. 139-140).

5. "Davud'u kim tahrik etti, Allah mı Şeytan mı?"

Ve İsraile karşı RABBİN öfkesi yine alevlendi, ve: Git, İsraili ve Yahudayı say, diye Davudu onlara karşı tahrik etti. (II. Samuel 24:1)
Ve Şeytan İsraile karşı kalktı, ve İsraili saymak için Davudu tahrik etti.(I. Tarihler 21:1)

II. Samuel'deki ayette Davut'u tahrik edenin Tanrı'nın Kendisi imiş gibi görünür, ama I. Tarihler'de bunu yapanın Şeytan olduğu söylenir (Bkz. s. 96-97).

Kutsal Kitap ve onun öğretilerini bilenler için bu ayetler açık bir çelişki anlamına gelmezler. Tanrı her zaman her şeyi yönetmektedir ve birçok durumda Şeytan'a Tanrı'nın hizmetkârlarını ayartıp sınamak için izin verir. Bireyin yaşamındaki sıkıntılarda, hem Tanrı'nın hem de Şeytan'ın rolü olmasının iyi bir örneği de Tanrı'nın hizmetkârı Eyüp'ün durumunda görülür. Tanrı, Eyüp'ün Şeytan'ın elinden birçok felaketler yaşamasına izin verdi, ancak Tanrı'nın amacıyla Şeytan'ın amacı tamamiyle farklıydı. Tanrı, sıkıntının terbiyesiyle Eyüp'ün imanını arıtıp kuvvetlendirmek istiyordu. Şeytan ise, Eyüp'e verebileceği kadar zarar vermek istiyor, hatta Eyüp'e Tanrı'yı lanetletmeye çalışıyordu (Eyüp 1 ve 2). Sonuçta Eyüp'ün Tanrı'ya olan imanı arttı ve Tanrı'ya olan güveninin haklı olduğu ortaya çıktı.

Kutsal Kitap hem Tanrı hem de Şeytan'ın işbaşında olduğu birçok durum içerir, ama her ikisinin de amaçları ayrıdır. Tekvin 37, Yusuf'un ağabeylerinin onu sonra Mısır'da köle olarak satan tüccarlara satmalarının korkunç öyküsünü anlatır. Tekvin'in son bölümünde Yusuf, ağabeylerinin kendisine zarar vermeyi istedikleri halde Tanrı'nın buna izin vermekteki amacının iyilik olduğunu kabul eder. Bu, Şeytan burada direkt bir şekilde işin içinde olmadığı halde, Tanrı'nın ağabeylerin kötü davranışlarını kullanıp onlardan (insanları kıtlıktan kurtarmak gibi) iyi bir sonuç çıkarttığı durumlardan biridir.

I. Petrus 5:8-11'de Şeytan'ın yutacak birini arayarak kükreyen bir aslan gibi dolaştığını okuyoruz. Ama Mesih İnanlısı bir süre acı çektikten sonra onu eski konumuna döndürecek olan ve sıkıntılarından ötürü onu daha kuvvetli yapacak olan Tanrı'dır.

Öyleyse Davut'u kim tahrik etmişti? Tarihler'in yazarı mı doğruyu söylemektedir yoksa Samuel'deki anlatım mı doğrudur? Bu sorunun yanıtı, her ikisinin de doğru olduğudur. Tanrı'nın en iyi sonucu almak Şeytan'ın da en büyük zarara neden olmaya çalışmak amacıyla, hem Tanrı hem de Şeytan'ın kişinin karar vermesi işine karışmaları olasıdır. Davut'un neden nüfus sayımı yaptırdığı bize açık bir biçimde anlatılmamıştır ama daha önceki yaşamının simgesi olan Tanrı'ya olan tam güvenini bir yana bırakıp daha çok askeri kuvvete güvenmeye başlamışa benziyor. Bir nüfus sayımı yaptırmasında bir kötülük yoktu. Ne de olsa, Tanrı daha önce Musa'ya halkı sayması için talimat vermişti (Sayılar 1:2-3; 26:2). Ama Davut'un askeri kuvvetinin ne olduğunu anlamak isteğinin gerisindeki güdü çok yanlış olabilir. Hatta, Davut'un komutanı Yoab Davut'a Davut'un aldırmadığı bazı kuşkulardan söz etme cesaretini bile gösterdi (I. Tarihler 21:3). Böylece bunun aracılığıyla Tanrı Davut'a bir ders vermek istiyordu, bu da askeri gücün hiçbir sonucu olmadığıydı.

İşin içinde Şeytan da vardı ve şüphesiz o da Davut'un yanlış arzularını kendi menfaatine kullanmak istiyordu. Ancak sonunda, Şeytan arzularına erişemedi ama Tanrı hem Davut'a hem de İsrail'e öğrenmeleri gereken bir ders verdi ve ruhsal büyümelerinde kendilerine yardımcı olacak bir şekilde onları alçakgönüllü kıldı. Tanrı bu korkunç olayı çok iyi bir şeye dönüştürdü. Hastalığın bittiği yerde, Tanrı'nın meleği gelecekte yapılacak olan tapınağın Moriya Dağının tam tamına neresinde yapılması gerektiğini gösterdi (I. Tarihler. 21:18).

6. "Üç yedi'ye eşit mi?"

Ve Gad Davuda gelip ona bildirdi, ve kendisine dedi: Sana memleketinde yedi kıtlık yılı mı gelsin? yoksa düşmanların seni kovalarken onların önünde üç ay mı kaçarsın? yoksa memleketinde üç gün veba mı olsun? Şimdi düşün ve bak, beni gönderene ne cevap götüreyim? (II. Samuel 24:13)
Ve Gad Davuda gelip ona dedi: RAB şöyle diyor: İstediğini al: ya üç yıl kıtlık; yahut düşmanlarının kılıcı sana erişerek seni sıkıştıranların önünde üç ay bitip tükenmek; yahut da üç gün RABBİN kılıcı, ve RABBİN meleği İsrailin bütün sınırlarında harap ederek memlekette veba. Ve şimdi bak, beni gönderene ne cevap götüreyim? (I. Tarihler 21:11-12)

Bu sadece metni kopya eden bir yazıcının hatası olabilir (Bkz. s. 97).

Ayrıca II. Samuel'in yazarı tarafından bize Davut'un Saul'un günahlarından birinin sonucu olarak Davut'un günlerinde üç yıl kıtlık oldu (21:1-2). Bu olay Tarihler'de kaydedilmemiştir. II. Samuel'in yazarı, bu üç yılı ve artı bu olayın gerçekleştiği ara yılı da 24'cü bölüme dahil ediyor olabilir. Samuel'de sözcükler farklıdır, "Sana yedi kıtlık yılı mı gelsin...?" Bunun anlamı yedi yılın sürekli ve kapsamlı olmasıydı. Davut'un cezası, kıtlığın üç yıl daha devam etmesi ve böylece toplam yedi yıl kıtlık olmasıydı.

Ancak Tarihler'de sadece Davut'la ilgili olan olaylar verilmektedir. Bu yüzden orada Saul'un günahlarından ötürü halkın üzerine gelen daha önceki kıtlık kaydedilmez. Bu yüzden kıtlığın bir kısmı olan Tanrı'nın Davut'a verdiği cezayı temsil eden kıtlığın üç yılı seçeneğini sunması uygundur.

7. "Hz Süleymanın atları için kaç ahırı vardı?"

Ve Süleyman'ın cenk arabaları için kırk bin ahır bölüğünde atları vardı, ve on iki bin atlısı vardı. (I. Krallar 4:26)

Ve atlarla cenk arabaları için Süleymanın dört bin ahırı vardı, ve on iki bin atlısı vardı, onları araba şehirlerine, ve kıralın yanına,Yeruşalime koydu.(II. Tarihler 9:25)

 

Bakınız Bölüm II. ve Bölüm 5 (Sayıların Kaydedilmesi)

8. "Yehoyakim kaç yaşında kral oldu?"

Yehoyakin kıral olduğu zaman on sekiz yaşında idi; ve Yeruşalimde üç ay kırallık etti; ve anası Yeruşalimli Elnatanın kızı olup adı Nehuşta idi. (II. Krallar 24:8)
Yehoyakin kıral olduğu zaman sekiz yaşında idi; ve Yeruşalimde üç ay on gün kırallık etti; ve RABBİN gözünde kötü olanı yaptı.(II. Tarihler 36:9)

 

Bakınız sayfa 139-140.

9 "Alamet'in, Azmavet'in ve Zimri'nin babası kimdi?"

Ve Ahaz Yehoaddanın babası oldu; ve Yehoadda Alemetin, ve Azmavetin, ve Zimrinin babası oldu; ve Zimri Motsanın babası oldu.(I. Tarihler 8:36)
Ve Ahaz Yaranın babası oldu; ve Yara Alemetin, ve Azmavetin, ve Zimrinin babası oldu; ve Zimrı Motsanın babası oldu;(I. Tarihler 9:42)

 

Bakınız sayfa 140.

10. "800.000 mi, 1.100.000 mi? 500.000 mi, 470.000 mi?"

Ve Yoab yazılanların sayısını kırala verdi; ve İsrailde kılıç çeken sekiz yüz bin yiğit vardı; ve Yahuda adamları beş yüz bin kişi idi.(II. Samuel 24:9)
Ve Yoab yazılan kavmın sayısını Davuda verdi. Ve bütün İsrail, kılıç çeken bin binler ve yüz bin kişi idi; ve Yahuda kılıç çeken dört yüz yetmiş bin kişi idi.(I. Tarihler 21:5)

Samuel İsrail'de 800.000 savaşan adam ve Yahuda'da 500.000 savaşan adam olduğunu kaydeder. Ancak Tarihler İsrail'de 1.100.000 ve Yahuda'da 470.000 savaşan adam olduğunu kaydeder.

Buradaki fark, dört etkenden birine (ya da daha fazlasına) bağlı olabilir:

1) Nüfus sayımının resmi ve tamam olmaması (bkz. I. Tarihler 27:23-24), farklı sayıların halk arasında kim oldukları belirtilmemiş olan bazı grupların dahil edilmesi ya da edilmemesinden kaynaklanmış olabilir (bkz. I. Tarihler 21:6). Gruplardan değişik biçimlerde söz edilir (II. Samuel İsrail'de 800.000 yiğit adam olduğunu, I. Tarihler ise bütün adamların toplamının 1.100.000 olduğunu söyler. 300.000 Tesniye 20:1-9'daki savaş yasalarına göre sınanmamış yeni terhis edilmiş askerler olabilir. Nüfus sayımına dahil edilmemiş bir grup da II. Samuel 24:9'da bildirildiği gibi, her ay 24.000 kişiden oluşan kralın özel muhafızları ve 12 oymağın 1.000'er kişilik gruplarıyla birlikte olan subaylar olabilir ve I. Tarihler 27:1-22'de bulunur. Bunların toplamı 300.000'e benzer ve 800.000 ile 1.100.000 arasındaki farkı açıklayabilirler.

2) Kesin sayılar kullanma yerine "yuvarlak sayılar" kullanmak sık görülen bir durumdur. Bu durumda 500.000, 470.000 için kullanılan yuvarlak sayı olabilir. (Bu tür "yuvarlaklaştırma"nın bir örneği Elçilerin İşleri 7:6'daki İstefan'ın konuşmasında görülebilir. İstefan'ın İsrail oğullarının Mısır'da sıkıntı çektikleri yılları "400" olarak bildirmesini, Çıkış 12:40 ve Galatyalılar 3:17'deki daha kesin bir sayı olan 430 yıl ile kıyaslayın.)

3) Kopya eden kişilerin özellikle sayılarda yaptıkları hatalar (Bkz. sayfa 139-140).

4) II. Samuel 24:3 ve I. Tarihler 21:3, 6 bize Yoab'ın nüfus sayımına taraftar olmadığını bildirmektedir. Ancak kralının emirlerine karşı gelemezdi. Yoab iyi bir nüfus sayımı yapmadı. Levi ve Bünyamin oymaklarını sayıma katmadı (ayet 6). Levi zaten nüfus sayımına katılmayacaktı çünkü kahinlerin geldiği oymaktı (Sayılar 1:49-50). Ama Bünyamin neden dahil edilmemişti? Belki bu iş, bir bütün olarak Yoab'ın yapmaktan hoşnut olmadığı bir şeydi. Herkesi saymamanın efendisinin günahını birazcık olsun azaltacağını düşünmüş olmalıydı.

Yoab tarafından kasten çıkarılan kargaşalığa ek olarak I. Tarihler 27:24 bize iki şey söyler: Birincisi Yoab nüfus sayımını doğru dürüst tamamlamamıştır bile ve ikincisi de gerçek sayı Kral Davut'un kayıtlarına geçirilmemiştir. Standart bir sayının kaydedilmemesinin nedeni standart bir sayının var olmayışıydı. Yoab nüfus sayımına o denli karşıydı ki, Davut'a savaşabilecek adamlarının doğru sayısını asla bildirmedi. Farklı sayılar bunu ortaya koyuyor olabilirler. Sayılar birbirleriyle aynı olmadığı için ortada bir çelişki olduğunu varsaymak, metnin anlatmak istediği şey olan, nüfus sayımının Davut'un yaptığı günahlı bir etkinlik olduğu ve sayımın sonunda kaç tane adamı olduğunu gerçekten asla bilmediğini, anlamamaktır.

Özet olarak, nüfus sayımıyla ve bu hesaplarla ilgili bir sürü etken vardı. II. Samuel ve I. Tarihler'de kaydedilen sayıların neden böyle kaydedildiklerini tamamiyle kesin olarak söyleyebilmek zor olduğu gibi Kutsal Kitap ayetlerinde kesin hata ve çelişki olduğunu söylemek de budalaca ve yanlıştır.

11. "İkişer mi, yedişer mi?"

Ve seninle beraber sağ kalmak için her yaşıyan, bütün beden sahibi olanlardan, her nevinden ikişer olarak gemiye getireceksin; erkek ve dişi olacaklar. Cinslerine göre kuşlardan, ve cinslerine göre sığırlardan, cinslerine göre toprakta her sürünenden, her neviden ikişer olarak, sağ kalmak için sana gelecekler.(Tekvin 6:19-20)
Bütün yeryüzü üzerinde zürriyetlerinin sağ kalması için, kendine her temiz hayvandan, erkek ve onun dişisi olarak yedişer, ve temiz olmıyan hayvanlardan, erkek ve onun dişisi olarak ikişer; göklerin kuşlarından da erkek ve dişi olarak yedişer yedişer alacaksın. (Tekvin 7:2-3)

Soru metinleri dikkatli okumamaktan kaynaklanmaktadır. Hem bölüm 6'da hem de bölüm 7'de Nuh'a yanına her hayvandan bir çift alması söylenmiştir. Bunun nedeni basitti, tufandan sonra her hayvanın kendi türünün devamını sağlayabilmesi içindi. Nuh'a her hayvandan iki tane alması ama aynı zamanda temiz olan hayvanlardan yedi tane ve temiz olmayan hayvanlardan iki tane alması söylenmişti (7:2). Tekvin 8'de Nuh'un karaya çıktıktan sonra yaptığı ilk işin, Tanrı'ya kurban olarak hayvanlar ve kuşlar sunduğunu görüyoruz. Bunlar ne tür hayvanlar ve kuşlardı? "Nuh... her temiz hayvandan, ve her temiz kuştan aldı, ve mezbah üzerinde yakılan takdimeler arzetti" (Tekvin 8:20).

12. "Ahazya kaç yaşında kral oldu? Babasından kaç yaş büyüktü?"

Ahazya kıral olduğu zaman yirmi iki yaşında idi; ve Yeruşalimde bir yıl kırallık etti. Ve anasının adı İsrail kıralı Omrinin kızı Atalya idi (II. Krallar 8:26).
Ahaztya kıral olduğu zaman kırk iki yaşında idi; ve Yeruşalimde bir yıl kırallık etti; ve